YAZAR: Şeyma BULUT

Yıldızlarla ilgili anlatılan hikâyelerin Yunan mitolojisinden beri var olduğunu biliyor muydunuz? Onlara göre yıldızlar Atlas’ın yedi güzel kızıdır. Türkler de İslamiyet’ten önce tanrılaştırmışlardır, göğün bu süslü kızlarını. Bu örnekler sayısız şekilde çoğalmaktadır. Bunun ana fikriyse yüzyıllardır insanlar yıldızları özel bir yere koymuştur hayatlarında. Bazen şans getirdiğine inanırlar ve bazen de aşkı temsil ettiğine. Küçük ve büyük ayı, Andromeda takımyıldızı, Enlargyan takımyıldızı… Gökyüzüne baktığımızda görünen milyonlarca yıldızın hepsinin bir adı, kümeleri var. Bense bunlardan en çok Capella’yı severim. Diğerlerinin aksine çok farklıdır o. Özelliği, karşıdan baktığında tek görünmesine rağmen esasında iki yıldızdan oluşmasıdır. Ne kadar romantik değil mi? Kızıl bir parlaklığa sahip olan bu yıldız bana hep aşkı anımsatır. Aşk aslında iki ayrı bedende, tek olma hâlidir.  Tek ruh olabiliyorsan aşkın  parıltısını önce etrafına, sonra evrene yayarsın tıpkı bir güneş gibi. Aşkın metafiziğinde vardır bu.

Selin ve Demir de aynı böyle buldular birbirlerini. Öfkelendiler, kırıldılar ama hepsi aşktandı. Birbirlerine açılarak ışıklarını birleştirdiler ve artık onlar tek gibi görünen bir capella oldular. Koskoca galakside, milyonlarca eş türün arasında birbirlerini bulan yıldızlar gibi onlar da milyarlarca insanın arasında birbirlerini bulan şanslılardan ve birlikte bir yola çıktılar artık.  Bu yol kolay mı olacak? Tabii ki hayır. Emeksiz yemek olmaz der büyükler, ne kadar emek verirsen o kadar güzel olur. Selin ve Demir de zorluklarla dolu bir yola çıktılar birlikte, kâh düşecekler kâh acı çekecekler ama ben böylesine masalsı bir aşkın hepsini teker teker atlayıp mutluluğa ulaşacaklarına tüm kalbimle inanıyorum.

Selin, Demir’in Alara’yla çıktığı iş gezisinden dolayı koskoca evde bir başına kaldı. Arabanın gidişini gözyaşlarıyla izlerken korkularının ağırlığını öyle hissetti ki olduğu yere çöküverdi. O geziden sonra, gitmesinden deli gibi korktuğu adamı kaybedeceğinden o kadar emindi ki sanki onunla vedalaşır gibiydi. Ondan kalan eşyalara sıkı sıkı sarılırken içinde yanan ateşi de söndürmeye çalışıyordu. Görünürde etrafı insanlarla çevrili olmasına yani pek de yalnız olmamasına rağmen, bu bölümle anladık ki çok yalnız. Etrafında onu anlayan sadece Azmiye ve İbo var. Ayda ve Merve çok yakın durmalarına rağmen “Hafta sonu çok mutluydu, Demir bunu bozacak.” diyebilecek kadar görmediler  içinde kopan fırtınayı ve gözlerine kadar inen acıyı. İşte bu, dostluğun kimyasına uyan bir şey değil maalesef. Dostun sen söylemeden seni anlayan, yalnızlığında yanında susabilen kişidir. Susarken seni hissediyorsa zaten sözcüklere ihtiyacın da kalmaz, varlığı güç verir. Gerçekten çok kızdım o ikisine bu hafta. Anlamıyorsan, susmak da bir şeydir en azından boş boş konuşmamış olursun. “Onlar zaten sevgili, ilerletmişler işi.” diyerek yangına körükle gitmezsin. Bu nasıl arkadaş olmak diye sorgulattılar, bana açıkçası. Kaç yıldır tanıyorsunuz hesapta, hiç mi anlamadınız arkadaşınızı? Yoksa birilerini anlama işi bugün olduğu gibi her zaman Selin’e has bir şey miydi?  İşin kötü yanı onu en az tanıyan Vedat herkesten önce anladı onun bu ruh hâlini. “İş gezisi olduğunu biliyorsun değil mi?” diye sorarak o fırtınayı dindirmek ister gibi bir hâli vardı. O ise bunları duymadı, içindeki kaybetme korkusu o kadar büyüdü ki Demir’in kokusuna sarılıp uyudu, o gelene kadar. Geldiğinde de ne kadar kızgın olursa olsun arkasını dönüp gidemedi. Yüreği ve aklı arasında savaşırken kalbini seçerek yanında yeniden huzurla uykuya daldı. Zaten aşk, mantığı geçersiz kılan tek duygudur. Sesini kısar ve hatta bezen yok eder.

“Seni seviyorum“ demenin binlerce şekli vardır ve bazen direkt söylenmediği zaman anlaşılmaz.  Zaten Selin’in tüm hafta sonu kıvranmasının sebebi buydu. Demir, ona sözcüklerle hiç seviyorum demedi ya da daha doğrusu Selin’in anlayacağı şekilde demedi. “Verandayı kapat dedim, sana neden açıktı?” , “Bensiz çok mu eğlendin?” dedi tam aksini istercesine. Ya da uyurken saçlarının kokusunu içine çektiği kadına “Kafanda kuruyorsun?” dedi. Burak ve Vedat’la yakınlaşmasından duyduğu rahatsızlığı saklamadan belli ederek “Ben yokken dağıtmışsın.” diye söylendi. Selin yine anlamadı orası ayrı. Bir tek defa seviyorum demediği hâlde, bu hareketleriyle defalarca dillendirdi, aslında. Sana gitme diyen kadını aklından çıkarmadan ona âşıklar şehrinin kar küresini vererek “Bak sen gelemedin ama ben sana şehri getirdim.” demeye çalıştı. Bağlılığın en güzel temsilcisi olan eşarbı aralarındaki konuşmayı aklından çıkarmadan onun omuzlarına koydu. Aşk, sözcüklere sığmayacak kadar özel bir duygu, bence ve bazen söylenmediğinde daha da anlamlı oluyor. Hatırlarsanız Selin, Demir’e eşarbını fırlatırken “Güzel sevgilinin omuzlarına koyarsın, üşümesin!” demişti. Demir de Selin’in rengârenk ruhunu temsil eden ipekten şalı onun omuzlarına bıraktı. Selin kafasındaki şu tek odaklı lazeri biraz kaldırabilseydi, Demir’in sessiz ilan-ı aşkını anlayabilirdi diye düşünüyorum.

Selin’den iki koca gün ayrı kalan bu adam, tatile gitmek istememesine rağmen onu adeta sürükleyerek götürdü. İşte size bir seviyorum deme hâli daha. Ah Selin, ah! Birazcık görebilsen keşke. Tatilde tam bir karşılıklı kıskandırma savaşı izledik desem yeridir. Demir’i Alara’yla gören Selin, cevabını çok rahatsız olduğunu bilmesine rağmen Burak’la verdi. Ayrıca Selin’in daha sevgili olmadan yaptıklarını görünce bir korkmadım değil. Alara’nın ayağını eline veriverdiğinde gözlerindeki zafer parıltısı,  Demir’in Selin’e sarılan Burak’ı bakışlarıyla öldürme denemesi yapması gerçekten görülmeye değerdi. Açıkçası ben ikisinin de her şeyi bilinçli yaptıklarına ikna oldum. İçten içe birbirlerine sinirlenseler de herkesin sandığının aksine ben Demir’in sadece Yıldırım’dan dolayı Alara’ya tahammül ettiğini, Selin’in de tamamen Demir’i delirtmek için hareket ettiğini düşünüyorum. Onun yanında hafiften bir kıskandırma durumu olsa da baş başa olduklarında oldukça soğuk, mesafeli ve ilgisiz bir adam var. Selin, defalarca emrivaki yaptığı hâlde tek kelime etmeyen insan, Alara’nın yapmasına tahammül etmedi. Zaten kişi en büyük tahammülünü sevdiğine gösterir. Demir’in dünyası Selin’in etrafında dönüyor bir süredir fakat bunu ilk defa belli etmeye başladı. Demir, Selin’e ilk kez hesap sorma durumuna geldi, ayrıca onun olmadığı her anda onu düşündüğünü ve yanına gidip gitmeme savaşı verdiğini de gördük. Aşk başlangıçta içte tutulabilen bir duygu olsa da hislerin yoğunluğu buna birsüre sonra izin vermez. Artık ne Selin’in ne de Demir’in sevdiğini başkasıyla görmeye tahammülü kalmadı. Bunu önceden içlerinde yaşarlarken şimdi sesli dile getiriyorlar. Aslında bunların altında söylemek istedikleri şey belli: Seni onunla görmek istemiyorum.

Bu iki inatçı keçi bir türlü bir araya gelemezken onların arasındaki ateşi gören iki kişinin ittifakıyla etraflarında sessiz bir güvenlik ağı oluştu. Azmiye ve Firuze’nin Demir’le Selin’i bir araya getirmek için kaplanlar ligini kurması Alara ve Burak’ın tüm planlarını alt üst etmeye yetti de arttı bile. Hem Burak hem de Alara, ikisinin arasını bozmak ve bu aşka engel olmak için yine kafa kafaya verdiler. Sinsilikte bir dünya markası haline gelebilecek yetenekte görüyorum ikisini de. Ayda ve Merve, Burak’la bir araya gelmesini istedikleri Selin’i sürekli doldurarak yarasının üstüne kezzap atarken Alara da Demir’i manipüle etmeye başladı. Ayda ve Merve’nin tabii ki neye sebep olacakları hakkında en ufak bir fikirleri yok. Alara’ysa tüm adımlarını bilerek atıyor. Bir yandan Selin’i Demir hakkında yönlendirirken diğer yandan Burak’la işbirliği içinde. Onların ortadan kaybolmalarının ardından yüzlerindeki kaybetme korkusu görülmeye değerdi. Burada karşımıza tek bir soru çıkıyor. Vazgeçerler mi? Böyle egoist, bencil ve kendi mutluluklarını herkesin hayatları önüne koyan iki kişinin kaybettiklerini düşündükleri anda yeniden saldıracaklarına şüphem yok. Selin’in sırlarının bir kısmına vakıf olan Alara, hiç çekinmeden bu kartını oynayacaktır çünkü Demir’i hastalıklı dünyasında kazanılacak bir hediye gibi görüyor. Ayrıca bu yüzünü Demir’e de göstermekten çekinmiyor. “Babanı karıştırma!” diyen Demir’e nasıl tanıştıklarını pat diye hatırlatıverdi. Günün sonunda her şeye rağmen Selin’i seçen Demir’i de üzmekten çekinmeyecektir. Sonuçta onun herkesten gizlediklerini biliyor, eğer o cephede başarılı olamazsa bu sefer diğer tarafa yönelecektir.

Demir’in çok ciddi güven problemleri var ve hâlâ Selin’e güvenemiyor. Yine de bu çemberi biraz daralttıklarını düşünüyorum. İlk kez geçmişinden bahsetmeye başlarken o asla açmam dediği sınırları da açmaya başladı. Selin’le yaptığı konuşmadan sevginin, önemsemenin zaaf olduğunu düşündüğünü görüyoruz. Sevilmenin ne demek olduğunu unutan bir insana güveni, sevgiyi nasıl anlatabilirsin ki? Selin yine de bunu çok güzel başarıyor. Demir farkında bile olmadan önemsediği bu kadına, artık isteyerek önem veriyor. Hâlâ geçmişinden bahsedecek kadar güvenemese de bu duruma ailesi yüzünden gelen bu adama kızamıyorum ben.  Yine de ufak bir uyarı koyayım: Tatlım, senden önce Alara söylerse başın biraz derde girecektir, şu içindekini bırak artık ne bu cool olma tavırları? Hâlbuki o duvarlarını indirdiğinde ortaya mükemmel bir âşık çıkacak. Gölün ortasında uyuyakalan Selin’i oradan götürme çabası görülmeye değerdi. Islak hâlde saatlerce onunla gezmesi, unuttuğu her duyguyu ona hatırlatan insana bakışlarındaki her ifade çok gerçekti. Demir, metropolün ortasında kaybolmuş bir insanken bir yayla kızı ona tek tek doğayı ve sevgiyi hatırlatır gibiydi, dokunuşlarıyla.

Ormanda ateşin başında yıldızlardan bahsederlerken daha önce kurdukları masala bir de gökyüzü eklediler. Selin’in hayallerine ortak olmak isteyen Demir, gözlerinin ardındakini görmeye çalıştığı kadının dünyasındaki en nadir yıldızın da sahibi oluverdi. Selin, sonsuzluk işaretine benzettiği bu kümeyi sonsuza kadar yanında olmasını istediği kişiye hediye etti. Çocukluğundan bu yana, yıldızları o masal diyarının bir parçası haline getiren Selin, isim koymaya kıyamadığı yıldızları verdi karşısında ona aşkla bakan insana. Hep bahsettiğim o küçücük dünyanın baş köşesine oturmak ve etraftaki kimsenin artık o kadar da önemli olmaması hâli aslında bu. O mesafe tamamen kapandığındaysa aklıma birden Philip Massinger’in sözü geldi: Öpüşme; sözcüklerin yetmediği anda, söze birlikte son verme hastalığıdır. Selin ve Demir aralarındaki duyguya daha fazla direnemeyince ve sözcükler de kifayetsiz kalınca aşka teslim oldular. Birbirlerine ihtiyaç duyan, aynı yıldızın altında kalplerini birbirlerine akıtan iki ruh; dünyalarını, yıldızların ışığının altında birleştirdiler.

Açıkçası bu sahneyi o kadar çok sevdim ki, birkaç şey söylemeden geçmek istemiyorum. Senaristlerin yaratmaya başladıkları bu masalsı evrene Ender Mıhlar’ın dâhil olmasıyla çok güzel, nahif ve her karesiyle insanı içine çeken bir ana şahit olduk. Ormanın gece sessizliği eşliğinde suyun sahile vurması yıldızların parıltısı, ateşin koru çok güzel yansıtıldı ekrana. Kendisini ve tüm ekibini tebrik ediyorum.

Her Yerde Sen bu hafta diğer bölümlerin aksine biraz durağan karşıladı bizleri. Demir’in olmadığı o iki günlük boşluğu flashbacklerle tamamladıkları anlarda durgun ilerledi. Sıkıcı değildi tabii ki fakat alıştığımız hızında da değildi. İkinci yarıdan itibaren yine eski hızına döndü ve sahneler birbirini kovaladı. Çok keyifli, heyecanlı bir bölümdü. Özellikle  “Mamut avlamıyoruz ama odun kırarak prim yapıyoruz.” repliğini çok sevdiğimi itiraf etmeliyim. Son yıllarda televizyonlarda gördüğümüz ezilen kadınlar üzerinden reyting kovalayan işlerin karşısında, güçlü kadınları ve onlara saygılı erkekleri çok net bir şekilde anlatan senaristlere teşekkür ediyorum, bu tip işleri izlemeyi özlemiştim açıkçası. Son dönemde ülkenin gündemini işgal eden bazı can sıkıcı konuların yanında ilaç gibi geldi bu sahneler.

Her Yerde Sen yeniden bizi iki saatliğine dünyanın sıkıntısından alıp götüren çok keyifli bir bölüm hazırlamış. Yazan, çeken, oynayan ve kamera arkasında büyük emekler veren tüm ekibin yüreğine sağlık. Yazıma Murathan Mungan’ın bu güzel dizeleriyle son veriyorum, haftaya görüşmek üzere.

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.