Yazar: Şeyma BULUT

Çarpışma’da geçtiğimiz hafta Kadir, Veli’nin en yakın adamını takip ederek saklandıkları yeri bulmuştu. Ancak bilmediği Veli’nin de onu beklediğiydi. Veli, uzun namlulu silahıyla kendi deyimiyle zaafları olduğunu düşündüğü sağ kolunu öldürdü ve “Sesi duydun mu?“ dedi. Sahne her ne kadar güzel olsa da çok bariz bir hatayı da barındırıyordu. Ben yıllardır poligonlarda atış yapan bir insanım ve bildiğim tek bir şey var: Kurşun sesten önce gider. Yani burada Kadir’in önce adamın düştüğünü görmesi, sonrasında da kurşunun sesini duyması gerekirdi. Belki küçük bir ayrıntı olabilir ama senaristlik yapan kişilerin, hikâyesini anlattıkları alanlarla ilgili ayrıntılı bilgiye sahip olması ve mantık hatalarını en aza indirmesi gerekir. Ancak operasyon sahneleri, emniyetteki aşırı ve uçlardaki sahnelerin üzerine bu da olunca açıkçası gözüme fazlasıyla battı.

Bu hafta Kadir, Zeynep ve Veli arasındaki kedi fare oyununa şahit olduk. Her hafta olduğu gibi bu hafta da geçmiş ve bugün arasında mekik dokurken ilk dört bölümde kurulan tüm tezlerin çürüdüğü bir bölüm izledik. Açıkçası bu durum beni biraz rahatsız etti. Haftalardır Veli ve Kadir arasındaki olaylar incelenirken ikisinin de bir zamanlar iyi birer polis ve çok yakın arkadaş oldukları vurgulanırken bu hafta Veli’nin aslında hiçbir zaman iyi olmadığı tam aksine çoktan mesleğini ayaklar altına alan bir kötü olduğu çıktı, ortaya. Şimdi burada iki durum var: Kadir Adalı her zaman iyi taraftayken eğer Veli’nin bu durumundan haberdarsa – ilk bölümdeki sahneden bu çıkarımı yaptım, Veli’ni karanlık tarafını bilmeyen adam oraya öyle koşarak gitmezdi – onu üstlerine bildirmesi gerekirken nasıl oldu da yanında durmaya devam etti? Diyelim ki iş ortaklarını öğrenmek istedi; Veli gibi karşısındakinin mimiğinden analiz yapan bir zekâ bunu nasıl fark etmedi? İkinci durumda ise Kadir’in her şeyden habersiz olması gerekir ki bu da mümkün görünmüyor – bölümde Veli malları aldığı adamla konuşurken, ya düşman ya kardeş olacağız derken kafasındaki plana Kadir’i de dahil etmekte olduğu bariz belli – Bu durumda ikisi de başından beri iyi değiller. O zaman taraf diye bir şey olmaz. Senarist sınırları belirlemeye çalışırken maalesef iyi ve kötü gibi çok net iki kavramı iyice birbirine karıştırdı. İlk başından beri ikisinin de masum olmadığını düşünüyorum, ben.

Kadir ve Veli arasında geçmişte ne yaşanmışsa sanırım bunda ikisi de eşit derece suçlu. Veli’ye oldukça üzülürken yaşadığı acıların kendi seçtiği yolun sonucu olduğunu da gördüm. Aslında evrenin çok değişik bir ödeşme planı vardır. Geçmişleri hâlâ sırrını olduğu gibi korurken Kadir de aynı Veli gibi ailesini kaybederek Veli’yle eşit duruma geldi. Bu iki eski dostun savaşını kim kazanır, bilmiyorum ancak artık bu konunun su gibi berraklaşması gerekiyor. Her hafta bize sunulan kaos bitmedikçe dizi de rayına bir türlü oturmuyor maalesef.

Zeynep’e gelecek olursak bir bölümde nasıl bu kadar evrim geçirdi idrak ederken fazlasıyla zorlandım. Zeynep; evinin kapısını bile kilitlemeden içeri girmeyen, tekrar kaybetmekten korktuğu için âşık olduğu adamı gözünü kırpmadan terk edecek kadar pasif bir karaktere sahipken birden nasıl bu amazon kadınına dönüştü gerçekten anlayamadım. Hadi diyelim ki yaşadığı tecrübeler ve Kadir’i yeniden bulması ona cesaret verdi; nasıl oldu da Veli gibi bir adamı kandıracak kadar soğukkanlı birine dönüştü.

Veli’nin de dediği gibi ilk gördüğümüz kadından bambaşka bir Zeynep – yanlış anlaşılmasın ben böylesine güçlü kadınlara âşığımdır ama Zeynep’in birden bu kadar değişmesi garip geldi – izledik. Zeynep, Cemre’yle çok dahiyane bir oyun kurarak hem kendi masumiyetini ispat etti hem de Veli’nin aynen ondan istediği gibi Galip’in vicdanına oynayarak onun ülkeye dönmesini sağladı. Sosyal medyanın bu kadar güçlü olduğu bir dönemde eğer bir yerlere sesinizi duyurmak istiyorsanız fazla çabalamanıza gerek yoktur. Bir video çekersiniz, onu internete yüklersiniz, bir de etkileyiciliğinizi kullanabilmişseniz tüm ülkenin gündemi olursunuz. Zeynep ve Cemre de böyle bir oyun kurarak hem işlediği suçlardan Zeynep’i akladılar hem de Galip’in dönüşünü sağladılar. Buraya kadar her şey normaldi. Ancak bundan sonrası yine birtakım garipliklerle devam etti. Sonrasında, kızı söz konusuyken Zeynep yine kendinden beklenmeyeni yaparak Veli’yi değil Kadir’i seçti. Şimdi tabii ki akıllıca olan Kadir’i seçmesiydi ancak buradaki gariplik yine Zeynep’le alakalı. Zeynep, kızı için kendini bu kadar riske atarken ve Veli’nin ona kızını vereceğim demesine rağmen nasıl Kadir’den yana tercihi kullandı, orası muamma. Yineliyorum bunlar olması gerekenler ama ilk bölümlerde izlediğim kadınla bu hafta izlediğim kadını pek bağdaştıramadım açıkçası.

Gelelim dizinin enteresan aşkına. Enteresan diyorum çünkü gerçekten bir yere koyamıyorum. Öncelikle merak içerisindeyim. Bizler Kadir ve Veli’nin çorbacıya gitmesini, statta uyumasını, sevdikleri ve sevmedikleri her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğrenirken neden hâlâ bu büyük aşkın geçmişiyle ilgili tek bir kare görmedik. Bence artık Zeynep ve Kadir’in geçmişlerini de görmeli ve bu büyük aşka tanık olmalıyız. Çocukluklarındaki anne ve babalarını bekleyen o masum iki çocuğun, büyüdüklerinde yaşadıkları o büyük aşkı oldukça merak ediyorum. Yetimhanenin duvarları arasında annesinin ona bıraktığı sesini Zeynep’le dinleyen çocuğun aşkını gerçekten görülmeye değer buluyorum.

Ancak ilk bölümden beri beynimi yiyen soruya bu bölümde cevap buldum. Kadir’in annesi asla gitmek istemedi. Çocuğundan vazgeçmek isteyen, onu gerçekten hayatında istemeyen bir anne, kendi sesini ona bırakarak gitmez. Kadir’in annesinin çok da uzakta olmadığını düşünüyorum. Zeynep ise kaybettiği babasını beklerken aslında tüm hayatı boyunca imkânsızı kovaladı. Belki de hayatında ilk defa en doğru zaman ve doğru tarafta. Bu ikili arasında sevdiğim tek şey şu ana kadar birbirlerine derman olmaları. Özellikle bu hafta patlamadan sonra Aslı’nın küpeleri ve yüzüğünü gördüğünde kendisini kaybederek Terörle Mücadele Bürosuna giden Kadir, tam kontrolünü kaybettiği sırada yine ona ilacını Zeynep veriyor. Kadir ne zaman uçurumun kenarına yaklaşsa onu oradan çekip alan, her defasında Zeynep oluyor. Aslında hikâyede bu kadar naif bir çift varken hikayelerinin sadece sözle geçiştirilmesi de dizinin handikaplarından bir tanesi. Yakup ve Meral’in arasındaki saplantılı ilişki bile Zeynep ve Kadir’in aşkından daha fazla yer buluyor kendine. Senaryo ekibinin artık duruma müdahale etme zamanı geldi. Özellikle bu aşka bu kadar şahit olan Veli’nin onlara neler yapacağını kestiremesek de onların artık bir şekilde “ÇİFT” olmaları gerekiyor. Şu anda gözümde sadece iki dosttan ibaretler. Bu durumun değişmesini umuyorum.

Zeynep, Kadir ve Veli arasındaki bu durum, tamamen bir cendereye dönmüş vaziyette. Üçü de çok tehlikeli bir cenderenin içine girdiler ve içlerinden biri ölmeden bu oyunun sona ereceğini düşünmüyorum. Artık taraflar belli oldu, silahlar çekildi, sahne ışıkları yandı. Bakalım oyunu ilk terk eden kim olacak? Cendereyi ilk kim yıkacak? Merakla bekliyorum.

Kerem ve Cemre tarafında ise işler çok daha karmaşık hale geldi. Cemre ve Kerem hayatlarını yalan denizinde yüzerek geçiren iki çocuk. Aslında ikisi de paralel olarak aynı durumları yaşadılar. Cemre sadece olayın tamamına hâkim değil.  Kerem ailesinden görmediği sevgisizliği Meral’le doldurmaya çalışırken Cemre de aynısını Demir’le yaptı. Daha önceki hayatları sanki birbirlerine olan yolculuklarının bir parçası gibi geliyor bana. Kerem insanlara yardım etmeye çalışırken onlara zarar verdiğini düşünse de aslında Cemre’yi bir ölüm uykusundan uyandıran kişi oldu. Kerem’in ona Belma’nın babasına ihanetini göstereceğini düşünüyor ve gerçekler ortaya çıktığında Cemre yere ilk düştüğünde yine yanında Kerem olacaktır, diyorum. Bu iki yaralı çocuğun birbirlerini tedavi etmesi gerçekten kalbimi ısıtacağa benziyor. Önümüzdeki bölümlerde Belma ve Demir ya da Yakup ile Meral yerine uzun uzun Cemre ve Kerem’in birbirilerini bulma hikâyelerini izleriz diye umuyorum.

Genele bakacak olursak oldukça doyurucu ve heyecanlı bir bölümdü. Ancak bu tip senaryo manevraları çok tehlikelidir. Seyircinin aklıyla fazla da oynanmaması gerekir. Her dizide senaristin bunu bir kere yapma kredisi varken Çarpışma bu kredisini çoktan tüketti. Bu hafta dizinin aksiyon sahneleri geçtiğimiz haftaya göre oldukça iyiydi. Özellikle Zeynep ve Veli’nin karşı karşıya olduğu sahneler benden tam not aldı. Veli’nin bu kadar çabuk çözülmesi bana hâlâ yanlış gelse de öyküye bir tat verdiğini inkâr edemeyeceğim. Senaristin artık diziyi su berraklığına getirmesini şiddetle tavsiye ediyorum. Bir manevraya daha seyircinin tahammül edeceğini düşünmüyorum.

Eleştireceğim bir diğer konu ise dizinin tanıtımları. İlk iki hafta kanal ve yapım yayınladığı tanıtımlarla göz doldururken maalesef son zamanlarda tabir-i caizse dizi kaderine terk edildi. Özellikle fragmanların bir düzene girmesi şart. Sosyal medya ekiplerinin de oldukça iyi çalışması gerekiyor. Bunun için size Çukur, İstanbullu Gelin ve Şahin Tepesi sosyal medya hesaplarını örnek gösterebilirim. Geç olsa da filmlere yakışan bir jenerik hazırlayan Ay Yapım’ın dizinin reklamlarına da aynı özeni göstermesini umuyorum.

Bir aksiyon dizisinden beklenen her şeyi veren Çarpışma’nın biraz daha sadeleşerek genel izleyici kitlesini ve esas çiftlerine özeni göstererek AB kitlesini ele alması çok da zor değil. Tüm karmaşıklığına rağmen lezzetli bir bölümdü.

Can Yücel’in unutulmaz sözleriyle yazıma son veriyorum, haftaya görüşmek üzere.

Acılara bakıp da küsme sevdalara, gavura kızıp da oruç bozulmaz. Sök at kafandan acabaları, kemik aynı yerden iki defa kırılmaz…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.