Yazar: Sinem ÖZCAN

Demet’in Nazlı’yı buzhaneye kilitleyip dâhice (!) nikahı erteletmesinde bırakmıştık geçen hafta Dolunay’ı. Açıkçası Demet’in içinde bir parçacık insani taraf kalmıştır ve yaptığından pişman olup birilerine haber verir diye ummuştum ben büyük bir saflıkla, hatta Deniz’in Nazlı’yı bulmasını da buna bağlamıştım. İnsanlığı yokmuş, kesin ve net anladık.

Ferit’in şüpheci beyni, Nazlı’yı suçlayadursun onu bulan Deniz oldu ve onun adına ne acıdır ki yine Nazlı’nın kahramanı olmayı başaramadı. Artık Deniz konusunda konuşmaktan çok sıkıldım. Geçen hafta ona üzülür gibi olmuştum ama görüyoruz ki Deniz aynı Deniz. Üstelik son zamanlarda bir de yalan ekledi müthiş cevherlerine…

Nazlı, kırk kere Ferit’e haber verdin mi diye sorduğu hâlde büyük bir arsızlıkla Ferit’e sana haber vermemi Nazlı istemedi, diyebildi. Haaa, şaşırdım mı buna? Yoooo… Onurunuzu bir noktada çıkarıp attıysanız üstünüzden, kişiliğinizdeki tüm olumlu yanlar sizi birer birer terk eder.

Alya’nın sevgisine ilk bölümden beri hep inandım ben. Her şeye rağmen değil, her şeyiyle seviyor o Deniz’i. Hatta başka bir kadın için çektiği acıyı kendisinde dindirmesine izin verecek kadar büyük bir tutkusu var. Bu, doğru mu yanlış mı tartışılır ama adı üstünde, Alya’nınki tutku… Ben tutkuda mantık aramam, o yüzden de onu yargılamıyorum. Üstelik Alya yaşadıkları yüzünden sadece kendisine acı çektiren bir kadın, başka kimseye bir zararı yok. Ben, onun incinmesine çok üzülsem de sonuçta herkse seçimlerini yaşıyor, işte!

Deniz’in sonunda kendisini yeniden hayatına soktuğunu düşündükçe içim eridi ve içimden hep “Ah be Alya! Yürü git! Ancak seni kaybedince varlığını fark edecek, o!” dedim durdum. Sonunda öyle bir yer geldi ki hep birlikte gördük, Alya’nın bile kırmızı çizgisi varmış. En bayıldığım da “Sen başına gelenlerin hepsini hak ediyorsun!” cümlesiydi. Öylesine doğru ki… Bu reste rağmen Alya’nın çekip gidemeyeceğini biliyorum ama bir umut, inşallah gerçekten yürüyüp gitmeyi başarır, diyorum. Deniz’in yalnız hem de yapayalnız kalmasını görmek en büyük dileğim çünkü.

Geçen bölüm Demet, Nazlı’yı buzhaneye kilitleyince “Güvenlik kameraları vardır, nasıl olsa ortaya çıkar.” rahatlığı yaşamıştım ama ben galiba sık sık, gündelik hayatın döngüsünün bu diziye girmediğini unutuyorum. Nitekim o kapıyı tamamen kapatmak adına Ferit’e kameraların bozuk olduğunu söyletti, senaristler. Yani bize “Hiiiiççççç umutlanmayın! Demet de Hakan da yaptıklarının cezasını filan çekmeyecekler. Yaptıkları yanlarına kâr kalacak!” mesajını çaktılar.

Her dizide, filmde, romanda kısacası her kurguda çatışma vardır ve bu, genelde iyiyle kötü arasındadır. İyiler bir şey yapmak ister, kötüler engel olur; sonunda iyiler galip gelir. Bu en klasik öykü döngüsüdür. Gel gör ki iyi – kötü çatışması hem çok kolay yöntemdir hem de eğer mesafe aldırmıyor ve iyinin her hamlesi kötü tarafından engelleniyorsa öyküyü ilerletmez olduğu yerde daire çizdirir.

Sanırım Tolstoy’un sözüydü (isimden yüzde yüz emin olamadım ama) “En iyi öykü, iyiyle iyinin çatışmasından çıkar!” der. Niyeyse bizim senaristler bu yola pek girmez çünkü çok zordur. İyi ve kötü çatışması kolay olmasının dışında bir de caziptir çünkü izleyicide reaksiyon yaratır. O yüzden bizim “yerli dizi” piyasasında ısrarla kullanılır. Hadi buna da bir şey demiyorum ama bari ilerletsin öyküyü, kardeşim!

Biz biliyoruz ki Demet ve Hakan ne yaparlarsa yapsınlar zarar görmezler, başları belaya girmez, hesap vermezler… Ferit’in her hamlesi onların kötülüğüne çarpar ve durur (engelleyecekler ya). Peki, bu ne zamana kadar sürer? Son üç bölüme kadar… Finale yakın işler aleyhlerine döner, sonra yaptıkları açığa çıkar ve son bölüm kötüler cezasını bulur, iyiler muradına erer. Ne yazık ki biz, yerli dizi izleyicilerine reva görülen budur. Sorulunca “Seyirci bunu istiyor!” cümlesi gelir.

Ben herkes adına konuşamam ama kendi adıma bundan çok sıkıldım, onu diyebilirim. Engele evet, çatışmaya tabi ki evet ama dön dolaş aynı yere çık, mantığına hayır!

Bölüm finalinde Hakan’ın yeni bir oyunuyla karşı karşıyayız. Bu defa direk Ferit’i hedef alıp bir iftira attı, anlaşılan birkaç bölüm de böyle ilerleyecek olay. Eh, ne yapalım çekeceğiz artık, yok başka yolu.

Olumsuzlukları bırakıp bir yana, Nazlı ve Ferit cephesine bir göz atalım: Nazlı’nın ortadan kaybolması Ferit’in içindeki kuşkuyu ve buna bağlı ön yargıyı da körükledi. Yargısız infaz dedikleri tam olarak bu, sanırım. Nazlı’yı dinlemeden, konuşturmadan suçladı; hükmünü verdi. Açıkçası ben olsam Nazlı kadar sakin ve sessizce kabullenir miydim olup biteni, bilmem. Bulut için fedakârlık yapıyor elbette ama önce bir Ferit’i iyice silkeleyip kendine getirir sonra gider, evlenirdim. Yine de Deniz’in yanında Ferit’le tartışmama olgunluğu sebebiyle Nazlı’yı alkışlıyorum.

Bütün olumsuzluklara rağmen, evlenmeyi başardılar. Üstelik bence rollerini de çok iyi oynuyorlar. Yalnız nikâhta keramet vardır, sözünü onaylarcasına Ferit’teki değişim de gözümden kaçmadı. Başkalarının yanında oynadığı rolden değil Nazlı’yla yalnızken gösterdiği içtenlikten söz ediyorum.

Ateşlenen Nazlı’ya duş aldırması, romantizm bekleyen izleyicilere sunulmuş bir armağandı ona hiç itirazım yok ama ben daha çok birbirleriyle didişmelerini sevdim. İşte bana bunlarla gelin! Baştan beri diyorum, bu göstermelik evlilik sayesinde çok keyifli sahneler izleriz diye…

Her ne kadar didişip dursalar da içten içe ikisi de kendi duygularının bilincinde ve yalnız başlarına da olsa bunun keyfini çıkardıklarını söylemek mümkün. Son sahnede Ferit’in gözaltına alınması durumu olmasaydı bir süre daha neşeli, hoş, mizahı olan sahneler izlerdik.

Bu hafta Can’ın sahnelerini izlerken bir detayı fark ettim. Geçtiğimiz iki bölüm duygusal yoğunluğu fazla veya gerilimli sahneleri ağırlıklıydı. Ben onun duygusal performanslarına daima bayılırım. Bu hafta ise diğerlerinin aksine daha soft ve rahattı sahneleri. Belki onun getirisi, çok dingin ve daha yumuşak geçişleri olan bir performans çıkardı. Diyebilirim ki Ferit, istediğini elde edip rahatlayınca Can’ın sırtındaki yük de kalktı.

Ferit’in şimdiye dek görmediğimiz muzır havasını farklı bir tonlamayla verdi. Nazlı’yla didişirken çocuksu ve muzip, kendi başına kaldığında ilgili ve içtendi. Bütün bu tavırların ortak noktasında da “rahatlık” vardı. Oynamadı, “gösterdi”.

Merdivenlerden inen Nazlı’yı izlerken bakışlarındaki hayranlık, hiç beklemediği bir anda Nazlı’nın buzhanede kaldığını öğrendiğindeki şaşkınlık ve hele suçu üstlenen çocuğun itirafı karşısındaki afallaması; bakış ve mimiklerini konuşturduğu noktalardı ama ben, en çok içindeki o sevimli çocuğu çıkardığı anları beğendim.

Hele başkalarının yanındayken Nazlı’yla oynadıkları oyunda seslendirdiği tüm duygusal ifadelerle alay eden bakışlarını çok sevdim. Belki de ondan benim için bölümün en keyifli sahnesi restoranda arkadaşlarıyla sohbet ettikleri yerdi.

Ferit’in hırslı, tavizsiz ve katı yanlarını canlandırırken başka bir Can Yaman; şirin, sevecen, duygusal yanlarını yansıtırken başka bir Can Yaman izliyorum. O kadar net ayırdı ki iki tarafı birbirinden, aynı anda iki adamı canlandırıyor duygusu uyandırdı bende.

Seni her hafta ekranda izlemenin benim için tadı çok büyük ama bir yandan da şöyle bambaşka bir lezzeti olan, uzun metrajlı bir filmde oyunculuğunun keyfine tam vararak her detayına bir kez daha bayılarak seni seyretmeyi nasıl istiyorum, bilemezsin, Sevgili Can.

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

1 Comments

  1. nbsami 18/10/2017

    son iki bolum Ferit ve Nazli nin sahnelerinde yuzumde bir gulumseme oluyor ve ben bunu cok seviyorum. Ama deniz demet in artik bu dizideki yaptiklari ve sonuclari beni bezdirdi. Hele Demet ne dengesiz bir kadin Hakan i bile sasirtti ya pes! yorumunuzda belirttiginiz gibi Ferit ve Nazli nin didismelerini izlemek cok keyifli ekranda demet ve deniz i daha az gorelim. Onumuzdeki haftadan sonra pazar gunu yayinlanacak dizi pazar aksamlari zor raytinglerle basa cikabilir umarim. bayagi yeni dizi basliyor. yine yorumunuzda belirttiginiz gibi Can Yaman in oyunculugunu izlemek keyif veriyor, Ferit ve Nazli sahnelerini daha bol izleyebilecegimiz bolumler olur umarim.