Can Yaman Açelya Topaloğlu Eren Vurdem Nilay Duru Cem belevi Cevahir Turan

Fragmanı izledim kocaman, derin bi “OHHHHH!” nefesi aldım sonunda…

Bu hafta önce karakter analizleriyle başlayayım diyorum:

Geçen hafta 2.fragmanı izlediğim andan beri düşünüyorum. Yalın’ın Defne’ye söylediği cümlenin yenir yutulur tarafı yok, insan böyle bir cümleyi nasıl bir psikolojiyle söyler ki? Sonra aynayı içime tutunca çıktı cevap: Ben en çok ne zaman kırıcı olurum? Canım çok yandığında… Kalbim kırıldı mı dilimin kemiği olmaz, bildiğimi kendim bile bilmediğim en acı, en kırıcı sözler beynimde art arda eklenir ve hiçbir kontrole uğramaksızın dilimden dökülür. Haaaa, sonra eşek gibi pişman olurum; kendimle deli gibi kavga ederim ama iş işten geçmiştir. Yıkıp dökmüşümdür ortalığı… Yalın’la empati yaptığımda vardığım sonuç, tam da bu oldu işte! Öyle yanmıştı ki canı, o kadar kırılmıştı ki Defne’yi yıkıp geçiverdi. Üstelik bir de kırgınlığına kızgınlık eklenmişti onun. Sonuç, ne yazık ki, o meşum cümle oldu. Bunu söyledi diye Yalın’a kızar mıyım? Evet, sonuna kadar kızarım ama sonuna kadar da anlarım. Ki o cümle ağzından çıktıktan sonra yaşadığı acıyı görüp de hâlâ Yalın’ın sevgisinden şüphe eden kalır mı bilemem…


Şimdi dönüp geriye bir bakalım: Defne, Yalın’a aşkını itiraf ederken neler demişti, ağabeyine dolaylı olarak da oradakilere: “Ben yanlışa yanlışla karşılık verdim. Yapmamam gerekirdi. Artık oyun yok, artık yalan yok!” Oysa ne oldu? O andan itibaren yine her başı sıkıştığında oyun oynadı, yalan söyledi. Çünkü bu onun krizle baş etmede bildiği tek yoldu. Üstelik Ezgi’nin aksine Defne, Yalın’ın aşkından hep çok emindi. Yalın, onu seviyordu ve kendisi de zaten ondan vazgeçmeme kararı almıştı. Dolayısıyla oyunda da yalanda da hiçbir sakınca yoktu.

Aslında çok iyi bildiği ama unuttuğu daha doğrusu sevilmenin şımarıklığıyla unutmayı tercih ettiği tek bir şey vardı: Yalın dümdüz bir adam! Oyun bilmez, yalan söylemez, aldatmaz! Bütün bunları yaptığı gibi karşısındakinden de bunu bekler. İşte Defnecik bunu umursamadı ve en büyük yanlışı yaptı.

Yalın’ıma gelirsek ( 1. Kişi iyelik ekine dikkat, kendisini bir süredir evlat edinmiş bulunmaktayım) :) Yalanı, üstelik de sürekli kendisine yalan söyleyen bir kadını taşıyabilir mi? Başkası olsa imkânı yok ama Defne onun tek zaafı… Kişiliği ve onun sesi aklı “olmaz” derken zaaf o sese “Sen bi kapa çeneni!” diyor. Sonuç? Sonuç çok net öyle ya da böyle zaaf kazanacak.

Bu bölüm Defne’ye karşı bütün duvarlarını yükseltmiş bir Yalın izledik. Defne her seferinde atak yapıp duvara tosladıkça iç sesim “Arkadan dolaş Defne, arkadan dolaş, kale duvarındaki gediğe yüklen!” dedi, durdu. Son anda biraz yardımla akıl etti, bizim Defnecik ve önümüzdeki bölüm göreceğiz ki kaleyi yeniden keşfetmek üzere içeri giriyor.

Aslında bu kriz benim umduğumdan çabuk çözüldü. Benim iş bilir, akıllı senaritçiklerim sağ olsun…. Ben 25’e uzar diyordum ama uzamayacak galiba …
Haaa bu arada yine bir tahmin: Yalın Defne ilişkisinde bir tek sorunumuz kaldı. O da Defne’nin Yalın’a yalan söylemekten vazgeçmesi… Bu da sanırım artık çözülecek hızlıca sonra mı???? Bu kadar dolu, bu denli yoğun bir ayrılık ve barışmadan sonra o ilişki level atlar, arkadaşlar. Bilmem anlatabildim mi?…

Bölüm başındaki Yalın& Defne konuşmasını ağzım açık izledim. O cümlelerin sağlamlığı, o diyalogların gücü beni benden aldı. Hele “saygı” ya yapılan vurgu… Yalın’ın “Aşk, sana bu hakkı veriyor mu, bana biraz saygı duy!” deyişi… Ama ama ama…. bence gecenin repliği: “Aşk, birine seni öldürme gücü verip seni öldürmeyeceğine inanmaktır.” İşitince öyle bir yutkundum ki… Sözü hazmetmem için içimden en az üç kere tekrarlamam gerekti….
Sadece ayakta alkışlıyorum. Senaryoda edebi cümle olmaz, diyen çokbilmişlere de kapak olsun!

İkinci dikkatimi çeken Aslı’da izleyiciyi ters köşeye yatırmaları ( ben dâhil)  Öyle alışmışız ki çirkef, yapışkan, hâlâ kuyruk acısıyla yaşayan eski sevgili tiplemesine bu dupduru kız ruhumu yıkadı. Evet ya, kimin yok ki hâlâ yanında kendini rahat hissettiği, onunla konuşmaktan rahatsız olmadığı bir eski sevgilisi, arkadaşı, dostu vs… Olmuş işte hem de öyle iyi öyle doğal olmuş ki diyecek sözüm yok!

Haaaa, bir de küçücük bir sitem senaristçiklerime. Yalın Defne’ye o meşhur cümleyi söyleyip vurdu, kızı yüreğinden. Defne ağlayarak çıktı. Hoooppppp Deniz ve Yeşim yanında. Zaten Damla ve Songül nöbette… Çevreleyiverdiler şefkatli kollarıyla… Peki ya benim kuzum? O, yine yapayalnız, yine bir başına acısını çeksin yine kedi gibi kendi yarasını yalaya yalaya kendi iyi etmeye çabalasın… İçim kıyıldı, içim…
Üç tane zeki ve yetenekli kadının gücü birleşince tam bir kâbus olabilecek bölüm birden bir şölene dönüştü. Ne diyeyim ki yine, yine ve yine İYİ Kİ VARSINIZ’dan başka.

Ritüle devam edelim veeeee sırada yine

CAN YAMAN: Bu bölüm unutamayacağım iki sahne: İlki bölüm başındaki Defne&Yalın konuşmasında beni benden alan diyaloglar ve oradaki duruş… Ve ardından arabadaki hâl… O öfke, o hayal kırıklığı ve o acı…
Ama ikincisi hiç çıkmayacak aklımdan… Defne’nin onun gardını indirmek adına sarılışında yaşadığı her şey…. Adım adım… İç sesim o oynarken yazıyordu aktardıklarını… Hele hele o sarıldığı an… Öyle iyi yansıdı ki “Bitti oğlum, buraya kadarmış!” duygusu…

Ve Defne çıktıktan sonra yaşanan o öfke patlaması, ne söylediğini algılayıp yaşadığı şiddetli pişmanlık…

Dizi ortamını bir düşünüyorum da bir hafta önce eline aldığı bir senaryoyu bir haftada bir insan nasıl bu kadar üstüne geçirir? Bu öyle “ayna karşısında çalışma”yla olacak iş değil. Bu öyle, verilen komutlarla uygulanacak bir şey değil….

Bu ancak yaptığı işe tutkusu olan, “en iyi” ile yetinmeyip onun da “en” ini arayan bir insanın yapabileceği bir şey…

Her bölüm en az senaryo kadar bekliyorum Can Yaman sürprizlerini…

AÇELYA TOPALOĞLU: Baştaki aşırı öz güvenli kızın, kale duvarlarına her toslayışında öz güveninde oluşan çatlakları tek tek saydırdı bu bölüm bana.

Ardından Yalın’ın bir cümlesiyle yıkılışı ve ardından savaşmaktan vazgeçmeyip yeniden o şirin, sempatik, çenesiyle insanların beynini yiyen kıza dönüşümü. Geçenlerde de yazmıştım bence en başarılı olduğu nokta hızla ama çok hızla gelen duygu değişimlerini en ufak hata olmadan yansıtabilmesi.
Eğer yanılmıyorsam önümüzdeki bölüm bu daha belirgin olacak ama ben ısrarla bir “Açelya Topaloğlu” bölümü bekliyorum sevgili senaristçiklerim…

Bu hafta bir söz de Yeşim için yani…

NİLAY DURU: Dizi izlerken kolayına kendimi kaptırmam, sanatçıyla rolü karıştırmam ama bu hafta bir ara “Yeşim ben var ya, şimdi seni yolarım.” diye söylendiğimi fark ettim. Yeşim öyle gerçek ve öyle başarılı çizilmişti ki rolün ardındaki oyuncuyu izlemeye alışkın gözlerim kendini şaşırdı. Tebrikler Nilay Duru.

Fragmanla birlikte, reklam öncesi düşen modum yerine geldi ve önümüzdeki haftayı keyifle beklemek üzere köşeme çekiliyorum.
ELİNİZE EMEĞİNİZE SAĞLIK HEPİNİZİN….

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.