Yazar: Ayşe KUTLUHAN

Leke dizisi, ilk olarak sevgili Metin Balekoğlu’nun adıyla kulağıma çalındı. Rejisini sevdiğim ve kurduğu dünyayı fazlasıyla beğendiğim bir yönetmen, kendisi. Ardından senaryoya Ayfer Tunç imzası atılınca ‘izlenesi güzel bir projedir’ diye geçirdim içimden. Zira daha önce kaleme aldığı ‘’Binbir Gece’’ dizisi, bende “unutulmayan diziler listem”de ilk üçte yer alır.

Yetimhanede büyümüş olsa da kendini geliştirmeyi başarmış güçlü bir kadın, Yasemin; hem anne hem baba hem de abla, aynı zamanda bir hukuk öğrencisi. Bu hayattaki en büyük hedefi belli: Kardeşinin duymayan kulaklarına ses, konuşamayan diline sözcük olabilmek; bunu yaparken de onurundan, gururundan ve kişiliğinden ödün vermemek. Ancak genel kuraldır yalnız başına yaşayan bir kadının her fırsatta kadınlığıyla sınanması. Temiz kalmaya çalıştıkça ya kirli eller seni bulur ya da bilmeden kirli yolların ortasına düşersin. Dokunan el kirletir ve yolun çıkmaza sapar. Yasemin için de durum bundan farklı olmadı; işini kusursuz bir şekilde yapmaya çalışırken parasıyla her düdüğü çalacağını düşünen, zengin fakat vasıfsız biri çıkıverdi karşısına ve Mehmet, Yasemin’e hafızasından silip atmakta zorlanacağı ağır bir travma bıraktı. Ön yargısını kendine kalkan yapan Cem’se parayla her şeyi satın alabileceğini düşünüp sarf ettiği sözlerle onun onurunda kocaman bir yara açtı.

Öte yandan Cem; işinde başarılı, hırslı ve kendi inandıklarının doğrultusunda ilerleyen zengin bir iş adamı. Ego ve ön yargıları yüzünden insanlarla olan ilişkilerine keskin bir set çekse de hayatının merkezinde tutmaya çalıştığı kardeşi, onun en büyük zaafı. Annesinden kaynaklanan, çocukluğundan ona miras kalan kadınlara karşı güven eksikliği, Cem’i hayatı boyunca pişman olacağı ve telafisi zor bir olayın içine sürükledi. Bu olayın sonunda bencilce ezip geçtiği Yasemin’se Cem’in en büyük sınavı olacak diye düşünüyorum.

Kelimeler mademki Cem’e getirdi beni, söylemeden geçemeyeceğim. Cem, Leke dizisinin yayın hayatı boyunca sanırım en çok eleştireceğim karakter olacak. Zira henüz onu yeni tanımama rağmen etrafına ördüğü, o ön yargılardan oluşan koca duvarı yıkıp ellerimle kazacağım çukurun içine tekmeleyerek atasım geldi, onu. Kolumda güç kaldıkça üzerine toprak da atardım valla. Mehmet’i gördüğümüz ilk anda muhtemelen az çok hepimiz onun notunu verdik. Sağlam pabuç olmadığı ortada fakat Cem, onu bizden daha çok tanırken hiç sorgulamadan mağdur olduğunu savunan bir kadına, nasıl bu kadar ön yargılı olabilir? Tamam, kabul, kadınlara karşı onun güvenini zedeleyen geçmişten kalan bir yarası var; bunu anlayabilirim fakat ‘’Kameralar kayıtta mıydı?’’ diye sorduktan sonra kayıt görüntülerini izlemeden ilk kez gördüğü genç bir kadına yüklenmesini asla anlayamam. Sonrasında dilediğin özürlerin en az Yasemin kadar bende de hükmü yok, Cem Yenilmez! Zira Yasemin haklıydı, Mehmet sarhoştu; belki bir ihtimal ne yaptığının farkında da değildi (ki kesinlikle bilincindeydi, o ayrı konu) ancak sen ayıktın, be çocuğum. Keşke yargıladıktan sonra düşüneceğine önce düşünüp sonra hüküm verseydin. Böyle davranırsan zekândan şüphe ederim.

Cem; Mehmet ve Yasemin arasında geçen olayda Yasemin’in masum olduğunu öğrenip ondan özür diledi ancak kardeşinin içinde bulunduğu ve bir kadının ölümüyle sonuçlanan gecede Yasemin’in de olduğunu görürse işler sarpa saracak, anlaşılan. Arkadaşına iyilik yapmak adına telefonunu ona götürmek için gittiği marinada, kendini hiç istemediği bir olayın ortasında buldu, Yasemin. Bu olaydan kendini aklayabilecek mi, aklayabilecekse bunu nasıl yapacak, pek bir fikrim yok şu an için açıkçası. Serpil’den aldığı borç paranın Yasemin’i çıkmaza sürükleyeceğini düşünsem de her şekilde kardeşinin ameliyatı olacaktı en azından. Ancak şu durumda polis paraya el koyarsa hem paradan olacak hem kardeşi ameliyat olamayacak üstelik Serpil’e borçlu da kalacak.

Yolu yetimhaneden geçmiş, kimseye boyun eğmeden tek başına geçim mücadelesi veren genç bir kadınla ön yargılarıyla etrafına duvar örmüş, genç bir iş adamının birbirlerinin hayatına karışma hikâyesi, Leke. İki farklı hayat: Zengin ve fakir. İki farklı mücadele: Onurla yaşama ve başarı fakat tek bir zaafla çıktılar karşımıza, Yasemin ve Cem: Kardeş. Cem, Yasemin’e tek başına verdiği savaşlarda sırtını dayayabileceği duvar olurken Yasemin’se Cem’in ön yargısını törpüleyip kalbine ördüğü taştan duvarları yıkarak buz tutmuş odacıklarını ısıtacak sevgi olacak belli ki ve iki eksik kalp birbirini tamamlayacak.

Genel Notlarım:

• Melis Sezen’i ilk kez seyrediyorum ve itiraf etmeliyim ki benim Yasemin’in hikâyesine ilk bölümden inanmamı sağladı. Onun ekran ışığını ve Yasemin’e yüklediği duyguları gözlerinin buğusunda görmeyi sevdim. Kardeşiyle işaret dili konuşan Yasemin’in, başka herhangi biriyle konuşurken de istemsizce el kol hareketlerini kullanması detayını çok iyiydi.

• Son dönemlerde yetişkin oyunculardan ziyade çocuk oyuncuları şaşkınlıkla seyreder oldum. Şaşkınlıktan kastettiğim, kesinlikle takdir dolu bir hayret. Zira küçücük yürekleriyle yüklendikleri karaktere, o kadar güzel hayat veriyorlar ki gıpta etmemek imkânsız. Hiç şüphesiz ki Kerim Tuna Kaba da o, gıptayla izlediğim çocuk oyunculardan birisi. Yolu fazlasıyla açık. Emeğine sağlık Kerim Tuna Kaba.

• Dizinin jeneriği beni benden aldı diyebilirim. Kulak tırmalamayan naif bir tonlama olmuş. Sahnelerin içinde arka fonda verilen müzikler gayet yerinde ve ses düzeyinin konuşulanları duyacağımız şekilde olmasını sevdim.

• Yasemin’i sorgu odasında görünce durgunlaşan Birkan Amir gözümden kaçmadı. Yasemin’e bakışları ve onun karşısındaki o tutukluğunun altından farklı bir şey çıkacak gibi.

• Castı beğendim. Neredeyse bütün oyuncular üstlendikleri karakterlerin ruhunu yansıtmışlar.

Sıkılmadan ve zevkle izlediğim bir bölümle başladı, Leke. Açılış reytingi biraz düşük gelsede ben ikinci bölümde biraz ivme kazanacağına inanıyorum. Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık.

Sevgiyle kalın.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.