Yazar: Ayşe KUTLUHAN

Bazı anlar vardır, zihne kazınan ya da bazı anılar vardır, anlarda saklı kalan; kişiye özel ve yıllar geçse de karşına çıktığında seni o ana götürüp tekrar geri getiren anılar. Bazen bir yer, bazen bir söz, bazen bir eşya, bazense bir şarkı… Tek bir eylem yeter, onu hatırlamaya. Tek bir eylem yeter, tekrar o anı yeniden yaşamaya. Ahsen de geçmişinden getirdikleriyle ikiliye bir flashback yapmakta geç kalmadı, bir önceki bölümde. Önce MKC’ye gönderdiği kartpostalla onu geçmişe götürerek zihnini bulandırdı, daha  sonra en özel anında Barca’yı arayarak dinlettiği melodiyle ağına çekmeyi başardı onu.

Barca, Ahsen’in, aniden hayatlarının merkezine tekrar gelip oturmasının altını deşmeye başlamıştı zaten.  Ancak bu sefer Ahsen’in araması üzerine, Barca iyice işkillendi ve en nihayetinde MKC’nin de midesinin bulanmasına sebep oldu. Ahsen’le ilgili yeniden kontroller yapıldı: Ülke giriş, çıkışı asla yok! Ölüm raporu yok! Hiç bir banka kaydı veya kredi kartı kullanımı yok! Tam bir “Şeytan aldı götürdü, satamadan getirdi” – de getireni de getirdiğini de bulabilen yok! –  olup çıktı, Ahsen’in durumu.

Haftalardır devam eden Ahsen gerginliğimiz, bu hafta da seyrini hiç bozmadan devam etti. Ekstra olarak abisini de peşine katarak getirip şöylece bir üzerimize fırlattı, Ahsen. Düşünüp durduğum fakat bir türlü zihnimde bir yere oturtamadığım tutarsızlıklar var ona karşı, belki de eksik bir şeyler. Ahsen’le ilgili ilk duyduğumuz şey MKC, Barca ve Demiray’ın ayrı ayrı “Bana âşıktı.” demeleri oldu. – ki çekişme hala devam etmekte ikilinin arasında – Ahsen ile aralarında ne yaşandı ki bu adamların her biri, onun kendilerine âşık olduğunu iddia ediyor. Eeee, peki, bu adamlar mı paranoyak yoksa Ahsen üçünü de ayrı ayrı parmağında mı oynatmış? Şayet oynatmışsa hangi kafayla üçünden de intikam almak için yemin etmiş?

Bu sorular kafamda dönüp dururken bir başka yere takılıyor aklım. Polis kolejinde bir yangın çıkıyor ve o yangından sonra Ahsen ortadan kayboluyor. İyi, hoş, buraya kadar her şey tamam, anladık. Peki, şayet MKC, Barca ve yahut Demiray’dan herhangi birisi Ahsen’i bile isteye o odaya kilitlediyse başına neler gelmiş olacağına dair bir fikirleri olup bunun vicdan muhakemesini yapmaz mıydılar? Ee, bu adamlar, o zaman neden söz konusu Ahsen’ken bu kadar rahatlar. Benim aklıma iki seçenek geliyor: Ya Ahsen’in o odada yandığından bihaberler ya da birileri onlara Ahsen’in o yangından ufak bir hasarlarla kurtulup kendi yoluna gittiğini söyledi. Ahsen’le ilgili bir şeyler onlardan saklanmış belli ki. Burada aklıma gelen ilk isimse Sadri Hoca oluyor. Bir yerde bir şeyler sakladığı aşikâr. Ahsen düğümü çözülünce bu da ortaya çıkacak diye düşünüyorum.

 Ahsen’in amacının MKC, Barca ve Demiray’ı öldürmek  olmadığını, geri döndüğü ilk gün öğrenmiştik zaten. Demiray’ın hapse girmesi ona yetmiş ve ondan intikamını böylece aldığını dile getirmişti. Şimdiki hedefiyse geride kalan ikilinin hayatlarına toslayıp onların kurulu düzenini talan etmek ve hatta o ikiliyi birbirine düşürmek. Bu nedenle  ilk önce Nilüfer’i bir yokladı, Ahsen. Onu, Barca ve Ahsen ilişkisine inandırmaya çalıştı. Fakat kısa vadede Nilüfer’i etkilediğini düşünse de ertesi akşam onu Barca ile bahçede görmesinin ardından  yaptığının tamamen boşa çıktığını anlamış oldu. Hiç bilmeden belki de ikisinin birbirlerine birer adım atmasına bile vesile olmuş olabilir. İki âşık insanı ayıramazsa iki dostu birbirine düşürebilir diye düşünmüş olmalı ki MKC’nin, Barca ve Nilüfer’i görmesini sağlayarak kaleye golü doksandan atmış oldu, Ahsen.

İtiraf etmeliyim ki MKC’nin, Nilufer ve Barca aşkını bu şekilde öğreneceğini  aklımın ucundan dahi geçirmemiştim. Ben, hep bir şekilde Barca’nın bu durumu usulüyle MKC’ye kendisinin anlatacağını kurup durmuştum kafamda. Dolayısıyla Ahsen bana da gol atmış oldu, bu durumda. MKC’nin onları görüp hiç bir şey söylemeden çekip gitmek istemesi, şaşkınlıkla karışık bir hayal kırıklığından başka bir şey değildi. Bir tarafta sevdiği kadını acı bir şekilde kaybetmiş en yakın dostu, diğer taraftaysa kardeşi. Ne düşüneceğini ve ne söyleyeceğini bilmeden, anlık bir duyguyla orayı terk etmek istemesi, durumu kendi içinde düşünüp tartmak istemesinden ibaret olsa gerek. Sonrası bir felaketle sonuçlansa da.

Ahsen! Ahsen! Ahsen! Adı batasıca Ahsen! İçim dışım Ahsen oldu arkadaş, bezdim resmen! Biraz Junior MKC’mden bahsetmek istiyorum. Kaan kendi iç dünyasında kurup seslice dile getirirken bütün kurgusunu, aslında tüm olacakları bir şekilde hissetmiş gibiydi adeta. Anne ve babası bir şeyler yaşamalıydı, tabularını kırıp yeniden bir araya gelmeleri için bir şeyler yaşanmalıydı.  Bir hikâye yazdı Junior MKC ve kendince bir kurgu tasarladı kafasında. Kusursuzca işletti kendi kendine kurgusunu. Annesini kaçırttırdı zihninde. Bu durum onu zerre korkutmadı çünkü zaten annesini kurtaracak bir kahraman mevcuttu hayatında: Babası. Kalbinden geçen, gerçeğe yansıdı Junior MKC’nin; annesinin kaçırılması fos çıksa da babası annesi için oldukça korkmuştu. Neticede babası onlarda kalmış ve her şeyden önce uyandığında annesini, babasının dizlerinde uyurken bulmuştu, Kaan. Bir diğer kurgusu da babasının bir çatışmada vurulmasıydı. Bir kurşun, iki kurşun, üç kurşun… Kaç kurşun olduğunun hiç bir önemi yoktu Junior MKC için çünkü onun babası bir kahramandı, hem de süper kahraman ve kahramanlar asla ölmezdi. Kahramanlar yüzyıllarca yaşardı. Yüksel dedesi de ölmemişti zaten. Bu durum annesinin babası için endişelenmesine vesile olacaktı. Çünkü kaybetmenin korkusunu an be an yaşayan insanlar, kaybettikleri zaman için üzülürler ve kaybedecek vakitleri olmadıklarını anlarlar. İşte o zaman sımsıkı sarılırlar birbirlerine, bir daha kopmamak üzere.

Bu hafta Fuat Fatih Odabaşı’nın gönlüme taht kurmasıyla kapattım bölümü. MKC’nin vurulması beni pek korkutmadı zira Junior MKC sonuna kadar haklıydı: Kahramanlar asla ölmez. Ancak her vurulduklarında hayatlarındaki eksikleri sorgularlar. Bu olay da içimi acıtan tek şey Barca’nın hissedecekleri sanırım. MKC’ye “Benim sevdiklerim ölür.” demesinin üzerinden çok geçmeden en yakın dostunun vurulması onun, sevdikleri ile arasına yeniden set çekmesine sebep olacak zannınca.

Genel Notlarım:

  • İbrahim Çelikkol oyunculuğu demeden geçmemin mümkünatı yok sanırım. MKC’nin vurulma sahnesi ve Barca’nın yaşattığı duygu geçişi beni benden aldı. Açıkçası sahnenin başarılı tek ismi İbrahim Çelikkol değildi. Sevgili Kerem Bursin de anı yaşamam için oldukça etkili oldu dersem asla yalan olmaz.
  • Kurgu ve işlenen sahneler berbat bir şekilde ilerlese de başta İbrahim Çelikkol olmak üzere Fuat Fatih Odabaşı, Öykü Karayel, Engin Şenkan ve Kerem Bursin’in oyunculuklarını seyretmek, eksileri görmezden gelmeme sebep oluyor.
  • Bölümlerin polisiye aksiyon sahnelerine çok fazla değinmek istemiyorum açıkçası zira her iki bölüm farklı bir kurgu işleyecek belli ki. Zaten dizi polisiye kurgu olmaktan iyice çıkmış durumda. Olsa olsa romantik polisiye komedi olur Muhteşem İkili‘den.
  • Umarım MKC yeni yıl partisini evde kutlarken de çelik yelek giymemiştir. Saçmalardan seçmeler olur.

Bu haftalık benden bu kadar. Yeni yılla birlikte üç hafta ara veriyormuşuz, malum. Artık üç hafta sonra görüşmek üzere. Herkese sağlıklı ve huzur dolu bir yıl diliyorum.  Bölümde emeği geçen herkesin yüreğine sağlık. Sevgiyle kalın.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.