Yazar: Ayşe KUTLUHAN

Geçtiğimiz hafta Feride Hanım’ın doğum günü kutlamasını fırsat bilen Cenk’in Azra’yla ilgili öğrendiklerini ortaya sermesiyle kapatmıştık bölümü. Öğrendikleri karşısında sarsılan Feride Hanım’ın ansızın rahatsızlanması, Çelen ailesini endişeye sürüklerken Azra’yı da fazlasıyla üzmüştü. Şeker teyzesinin iyi olduğunu görmeden gitmek istemeyip merdivenlerde sabahlayan Azra, yüreklerimizi parçaladı adeta. Öte yandan öfkesine yenik düşen Cenk’in babaannesine yaşattıklarının vicdan azabıyla onun başında sabahlamasına üzüldük. Ortada kadrosu üç dört kişilik bir vukuat varken içlerinden sadece bir kişinin azılı suçlu bulunması, kaçınılmaz son bu hayatta. Nitekim Azra, Sumru ve Cansu cephesinde de bu böyle olmuştu. Herkes sütten çıkmış ak kaşıkken bir Azra suçlu olmuştu. Para ve iktidar herkesi kör ederken Cenk içlerinden sıyrılmış sadece öfkesinin kurbanı olmuştu. Neyse ki Feride Hanım’ın eşsiz gönül gözü bütün gerçekleri tüm çıplaklığıyla görebiliyordu.

Sabah uyandığında yatağının dibinde sızıp kalan torununu gören Feride Hanım, zaten içtenlikle inandığı torununun sevgisine bir kez daha tanık olmuştu. Cenk, gün geçtikçe Azra’ya olan öfkesini içinde büyütürken babaannesine daha da çok bağlanıp onu daha da çok anlıyordu sanki. Aslında Feride Hanım’ın da yapmak istediği belki de buydu; Cenk’in onu anlamak için biraz çaba sarf etmesi… Feride Hanım bu konuda başarılı olurken merdivenlerde uyumadan bekleyen Azra, her aşamada biraz daha eziliyordu Cenk’in sözlerinin altında.

Babaannesine  ‘’Ben sadece seni korumak istedim.’’ diyen Cenk’in derdi para değildi zaten. Bunu hepimiz biliyorduk. Ama derdi babaannesini korumak da değildi. Aslında Cenk’in tek derdi kendine olan kızgınlığıydı. Çünkü babaannesi şirketi ona emanet etmezken bütün mal varlığını bırakacak kadar Azra’ya güvenmişti. Babaannesine yeteri güveni veremeyişinin ezikliğiydi bu ve Cenk’in içine oturan tam da buydu. Feride Hanım’ın da dediği gibi akıl gözü değil de gönül gözüyle bakabilmeyi başarabilseydi Cenk, yaptığı yanlışların farkına varabilirdi. Her geçen gün geri dönüşü olmayacak kadar incittiğin bir kalp var ortada, Cenk Çelen! İşin zor. Kolay gelmesin, bir zahmet!

Feride Hanım’ın Azra’yla konuşup onu anlayacağından hiç şüphem yoktu açıkçası. Cenk bir kez daha yenik düşmüştü, Azra’nın karşısında. Yaşanan onca şeye rağmen iş arkadaşlarının Azra’ya çıkışmasına tepki gösteren Cenk Çelen’e ne denebilir, inanın bilmiyorum. Sen yerden yere vur kızı, sana caiz ama başkası yapınca pençe çıkart. Peki… Keşke Cansu karşısında da bu tutumunu sergileyebilseydin. Cansu, Azra’yı tabiri caizse yerden yere vurdu ama sen hiç oralı olmadın. En az Azra kadar o da suçluydu. Taraf tuttun, kabul et Cenk Çelen! Kalbini çöpe atarsan ruhun sevgiye aç kalır. Sadece akılla kalp doymaz.

Geçtiğimiz haftalarda bölüm yorumumda ‘’Cansu’nun bir kardeşi olduğunu çok samimi arkadaşı Cenk neden bilmiyor?’’ diye bir soru yöneltmiştim, kendime. Bu hafta bu soruma cevap aldım: Sumru ve Kemal evlenince Azra yatılı okulda kalmış, liseyi bitirince de burs kazanıp üniversite için Amerika’ya gitmiş. Tatil dönemlerinde Azra eve geldikçe Cansu’yla vakit geçirmişler. Dolayısıyla Cenk bu kardeşlikten bihabermiş. Ancak bundan ziyade ‘’Üvey de olsa iyi iki kardeş.’’ olarak bildiğimiz Cansu ve Azra cephesinde aslında Cansu’nun kıskançlığı da mevcutmuş. Sumru’nun Cansu’nun yüzüne gerçekleri vurmasıyla bunu da öğrenmiş olduk. Cansu’nun Azra’ya karşı pişman olma olasılığını düşünmüştüm, az da olsa. Ama bu bölüm itibariyle bunun asla olmayacağına kanaat getirdim. Zira Cansu hep kendisinin Azra’nın gölgesinde kaldığına inanmış. Peki, soruyorum: Azra, üvey evlat gibi yurtlarda büyürken sen evinde aile sefasının tadını çıkarıyordun. Bu durumda, kendini nasıl bu kadar ezik hissedebildin, Cansu? Cevabını ben vereyim: Çünkü Azra iyi, sense içinde kin ve haset biriktirmişsin. Bir de durmuş Cenk’e Azra’nın gözyaşlarının timsah gözyaşı olduğunu söylüyorsun. Sen kendine de yalan söylemeye başladın artık, geçmiş olsun.

Cenk’e kızmayı bıraktım artık sanırım. Zira çok az kaldı. O kendine bol bol kızacak. Bölüm sonunda Feride Hanım’ın akıl sağlığı için polisler tarafından götürülmesinin ona ciddi derecede büyük bir ders olacağını düşünüyorum. Öte taraftan dolandırıcılıkla suçlanan Azra’nın sorguya alınınca ne hissedeceğini de dehşetle merak etmekteyim. Biraz rötarlı da olsa dolu dolu bir bölüm izlediğimi düşünüyorum. Tam da Ceyda’nın dediği gibi: Aşk, ihtiras ve intikam… Ne ararsak vardı.

Genel Notlarım:

  • Her bölüm Sumru’ya gülmeden yapamıyorum, cidden. ‘’Ben ne yaptım da bunu yaşıyorum.’’ diyecek kadar kendiyle barışık, maşallah. Aynası yok bu kadının, kendini göremiyor. Bir diğeri de Mesut: ‘’Sen bu kadar kötü nasıl olabiliyorsun?’ diye Sumru’ya sorarken kendinin nasıl farkında olmaz, hayretler içerisindeyim. Bozacının şahidi şıracı…
  • Bu bölüm kalbimi çalan yer, hiç şüphesiz ki Feride Hanım’ın kız çocukları okusun diye her yıl yaptığını öğrendiğimiz yüz bin liralık bağış oldu. Çok yerinde bir sosyal sorumluluk dersi olmuş. Hasan’a söylediği sözler, umarım seyreden herkese ders olur. Bu tarz şeyler damlaya damlaya göl olur misali birikir ve yerini bulur.
  • Serap ve Azmi işbirliğine diyecek sözüm yok açıkçası. Serap her şekilde paçayı kurtarır da Azmi Bey nasıl kurtaracak paçayı, merak içerisindeyim. Bekleyip görelim.
  • Melis’in evlilik kararı karşısında, Cenk’in annesine ‘’kaçtığı ailesi’’ diyerek Melis’i suçlamasına gülmedim desem yalan olurdu. Sen neyden, kimden kaçıyordun Cenk Bey!!!
  • Son olarak Feride Hanım’ın uykusunun içinde Cenk’in adını sayıklamasına değinmek istiyorum. Aslında torununu ne kadar çok sevdiğinin en büyük kanıtıdır bu. Azra’nın sayıklamayı duyması ve dayanamayıp Cenk’i arayıp haber vermesi yerinde bir karar oldu. Bize yansıtılmayan iki haftalık bir zaman süreci geçirdi hastanede Azra ve Cenk. Bunun olumlu yönlerini ilerleyen bölümlerde göreceğiz diye umuyorum.

Bölümde emeği geçen herkesin yüreğine sağlık. Haftaya görüşmek üzere.

Sevgiyle kalın.

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.