Mert’in bir anlık korkuyla Azra’nın elini tutmasıyla kapatmıştık geçen haftaki bölümü. Azra’nın tam bitti, dediği yerde hayata tutunabilmesi için bir umut olmuştu, kimseye dokunmayan o küçük elleri Mert’in. Belki bir gölgesi yoktu sığınabileceği ya da yeşermiş bir dalı yoktu tutunup ayağa kalkabileceği fakat taptaze, en mucizesinden Mert gibi bir umudu vardı artık Azra’nın; önüne bakıp hayata doğru sağlam adımlarla ilerleyebileceği… Belki çoğu kez sendeleyecekti, hatta zaman zaman düşüp kalkmakta zorlanacaktı ama artık görüp inandığı, bileğinden güç almasa da yüreğinden güç alacağı bir kardeşi vardı, Azra’nın… Hayat onları nereye savurursa savursun kalplerindeki sevgileriyle başaracaklardı her şeyi…

Gecenin bir yarısı gidecek bir yeri olmayan ve her şeyden önemlisi kardeşinin içinde yaşadığı dünyaya nasıl gireceğini bilemeyen Azra, nereye gideceklerini bilmeden yürüdükleri yolda karşılarına çıkan ilk parka sığınmak istedi. Belki de sürekli ‘’Anneye gidelim’’ diyen Mert’i oyalamanın tek yolu da buydu. Kardeşini kendince küçük oyunlarla ikna etmeye çalışan Azra, eline aldığı taşla çizdikleri şemayla evlerini belirleyip onun hayal dünyasına indi. Ancak doğanın kanunu bu, düşene bir de sen vurursun ya gelen yağmur onları bir kez daha hayalî evlerinden ediverdi. Açık konuşmak gerekirse aklımın ucundan dahi geçmedi, Azra’nın Mert’i alıp hastane kantinine sığınabileceği. Sergilediği bu mantıklı davranışla geceyi bir hastane odasında sabahlamayı başarabilmişlerdi. Mert’in parkta, Azra’nın ev çizdiği taşı alıp uyumadan önce yastığın etrafını çizip ‘’evimiz’’ demesi, ayrı bir güzeldi. Anladım ki o taş Mert’in yanında olduğu sürece gittiği her yerde kendine güvenilir bir ev çizecekti. Tıpkı kaybolduğunda telefoncuda çizdiği gibi…

Tesadüfler kaderin getirdiği bir şey midir, sizce de? Azra ve Cenk ardı arkası kesilmez bir şekilde hiç ummadıkları anda karşılaşıp duruyorlar. Valizlerin karışması, Cenk’in bir şekilde Azra’nın acılarına şahit olması derken Azra’nın iş başvuruşu için gittiği şirketlerden birisi ne tesadüf Cenk Çelen’e ait oluyor. Bunun üzerinden çok geçmeden Azra pilav satarken bir anda karşısına çıkıyor, Cenk. Üzücü bir şey ki her karşılaşmaları, Azra’nın hayatına kötü bir vak’a sunuyor maalesef. İlkinde kaybolan valizinden ziyade babasına aldığı doğum günü hediyesinin peşine düşen Azra, hediyesini Cenk’ten almadan babasını kaybediyor. Gün geçmiyor yine Cenk’le karşılamasının sonucu -her ne kadar Cenk sonuna kadar haklı da olsa kafa göz dalmaya, o serserilere-  Azra’nın kullandığı emanet,  tabiri caizse ‘’ekmek teknesi’’ pilav arabası parçalanıyor. Tam hesabını nasıl vereceğim diye düşünürken Azra, daha büyük bir felaket, kardeşinin gecenin bir yarısı kaybolduğunu öğreniyor. Eee, bu kadar olumsuz şeyler tesadüfen Cenk’le karşılaşınca başına gelince ben de olsam Azra’nın yerinde, bende Cenk’e çemkirirdim doğrusu. Cenkciğim sen en doğrusunu yaptın çocuğum, o ayrı bir olay. Hiç vicdan yükleme kendine. En güzeli de neydi biliyor musun; restoranda otururken arkandaki kendini bilmez, uçkuru düşük sapıkların söylediği kelimelerin Azra’ya olduğunu bilmeden dönüp baktın. Bahsettikleri pilavcı kadın Azra değil başka bir kadın da olsa aynı şeyi yapardın. Bu konuda seni takdir ediyorum. Telefon jestini unutmadım.

Öte yandan geçtiğimiz bölüm, gözünün önünde bir ailenin yok oluşuna şahit olan Cenk, eve dönme kararı alıp şirketin başına geçmeyi hesaplıyor.  Ancak janti bir şekilde giyinip kuşanıp şirkete koşan Cenk, kendini bir anda bulaşıkhanede buluveriyor. Feride Çelen bu Cenk Bey!  Öyle pişmeden seni yönetici koltuğuna oturtur mu sandın? Sen, köşede biraz bulaşık yıka, çalışanlarınla, şey pardon iş arkadaşlarınla, tanış (aksi taktirde otuz yıl otursan o koltukta çalışanlarının ismini öğrenemezsin) sonra adım adım terfi alırsın, hak edersen tabii. Babaannesinin davranışına karşı kısasa kısas yapan Cenk, annesinden gelen çiçekle beraber sosyal medyaya bir güzel açılır. Tam Cenklik bir davranış bu davranış aslında, hiç şaşırmadım daaaa gelen çiçeğe bıyık altından gülen mutfak personeli yürek yemiş maşallah. Evladım bulaşık da yıkasa patronunuz karşınızdaki. Hiç mi Feride Hanım’ın koltuğuna oturmayacak? Tamam, komik olaydı da az düşünün yani…

Mert’in kaybolmasının üstüne bayılıp düşen Feride Hanım’ı Azra’nın bulması, Cenk ve Azra’yı tekrardan karşı karşıya getirecek belli ki. Azra, Cenk’le her karşılaştığında istemsizce kötü bir olay onu bulsa da Cenk, zamanla onun hayatına güzel izler bırakacak gibi duruyor. Daha neyle sınanabilir insan dediğin yerde, üst üste gelen aksilikler sabır katsayını fazlasıyla zorluyor bazen ama her şeye rağmen en ufacık bir şeyle de yeniden umuduna sarılabiliyor insan. Mert’in kayboluşunun ardından Azra’nın sığınacak küçük de olsa bir yer bulması, bir de üstüne ceplerine para girebilecek şekilde küçük bir iş ayarlayabilmesi bunlardan bir kaçı… Demek ki bazen tam bitti, dediğin anda hayat sana güzel tekliflerle gelebiliyor…

Genel Notlarım:

  • Sumrucuğum, seni hiçç sonlara bırakmaya niyetim yok güzelim, en başta sana lanet edip senin vicdanını sorgulayacağım. Allah vicdan dağıtırken seni nerede unutmuşlar, çok merak ediyorum açıkçası. Evine ‘’anne’’ diye ağlayarak gelen otizmli bir çocuğu kapı önüne koymakla yetinmedin, öldü diye bir de ormanın içinde bıraktın ya ağzınla kuş tutsan, sokaklarda inim inim inleyip affet beni Mert diye bağırsan da affetmem seni. Sen vicdanını iki takı için kuyumcuya satmış olmalısın; bunun başka açıklaması yok! Kimilerinin kalbinde çiçekler açarken kimilerinde dikenler boy gösteriyor… Cansu’nun da senden bir farkı yokmuş anacım, dünkü bölümde bunu da anladım ben. Kalbi iyi, temiz olsun kaç yazar; kardeşim dediklerini annesinin vicdanına bıraktıktan sonra hepsi boş. İkinizde sınıfta kaldınız, çakma Güneş ailesi. Allaha havalesiniz bende…
  • Dün akşam bollllcaaa kızdığım karakterlerden en başı çeken, küçük Çelen kardeşler; yavrucum sizin cebinize parayı zekânızı satıp da mı koydular! Bu nasıl dibe batıştır? Bu nasıl kendini bilmezliktir? Biri ne olduğunu bilmediği bir maddeyle kafa buluyor, diğeri ise kim olduğu belirsiz bir adama aşk adı altında paralar yediriyor. Allah ıslah eylesin sizi e mi! Size söyleyecek sözüm yok… Kabahat onların değil ki aslında; kabahat, Arif kokulu Cenk’inden başkasını düşünemeyen babaannede… Kabahat, kayınvalideden bütün hükmü nasıl alıp oğluma versem diye düşünen annede… Kabahat, ‘’Bir genç kız gözümün önünde bütün hayatını kaybetti, her şeyini kaybetti. Babasını, kardeşini, parasını, pulunu, her şeyini kaybetti. Ve bir kere bile isyan etmedi, biliyor musun? Tek başına hayatına devam ediyor. Senin, şu şikâyet ettiğin şeylere bakar mısın?’’ diye kız kardeşine nasihat verirken bunu kendine uygulayamayan, Cenk Çelen’de… (Hocam, bu arada ‘’Genç kız’’ değil , ‘’Genç kadın’’ kusuruma bakmayın.)
  • Feride Hanım, Çelen konağının en sade, en kendini bilen karakteri bana göre. Personelini emekçi gören, yaşına ve hastalığına bakmadan elinde şeker poşetleriyle mahalleye gitmekle kalmayıp ahretliğine yemek taşıyan, yüce gönüllü bir kadın… İnsanın vicdanını kaybetmemesi, ne kadar güzel bir şey…  Cenk’i sabrıyla sınaması ayrı güzel bir olay, konuşmayı Cenk’ten adam olmaza getiren Azmi Bey’e usulüyle ağzının payını vermesi ayrı…  Gelini ve torunlarının konuşması onu oldukça yıksa da bana göre haklı yönleri vardı, ancak üslup çok yanlıştı…
  • Dizide her bölüm canı gönülden değineceğim karakterlerin başında Mert gelecek sanırım. O, eve gidelim dedikçe kucağımı açtım resmen, gel evin de yuvan da burası olsun dercesine. Bulduğu ilk piyanoya koşması, huzurla çalması… Kelimeler boğazımda düğümleniyor aklıma geldikçe. Yiğit Kaan Yazıcı’yı canı gönülden tebrik ediyorum, Mert’i bize yaşattığı için…
  • Son olarak Azra’ya değinmek istiyorum; Amerika’da okumuş bir insanın yanan bir iş yerinden ya da babasının ölümü üzerinden sigortadan para alabileceğini bilmemesi çok saçma geliyor bana. Azra bu kadar saf olmamalı. Bunu sorgulamalı diye düşünüyorum. Bu kızın zekâsı yemekten başka bir şeye çalışmıyor mu?
  • Az da Cenk Bey’e mi seslensem acaba? Cenkciğim, ortada final diploman yoksa ben işletmeciyim, oyum, buyum demeyeceksin. Profesyonel iş yerleri söze değil, diplomaya bakıyor maalesef… Ha, yok mu? O zaman sıfırdan başla… Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, şirkete girdikten sonraki hâl ve hareketlerini hiç beğenmedim. Kendisinden hiç haz etmesem de Azmi Bey’e davranışlarından hiç hoşlanmadım. O nasıl ego dolu tavırlardı öyle! Her şeyi koy kenara en yakın arkadaşının babası o senin. Nasıl davranışlar onlar öyle. Bu bir itiraf; bu hafta senden çok huylandım. Kusura bakma Alpciğim, bu sorun Cenk’le benim aramda…

Yazımın başına oturmadan gelen müthiş reyting sonuçları beni oldukça mutlu etti. Fazlasıyla emek verilen bir işte hak ettiğini almak kadar güzel bir şey olsa gerek. Emeği geçen herkesin eline sağlık; haftaya görüşmek üzere…

Sevgiyle kalın…

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.