Yazar: Sinem ÖZCAN

Üç haftalık aranın ardından, ekibe Mahir Günşıray’ın da katıldığını öğrenince büyük merakla oturdum ekran başına. Çok uzun zamandır söylüyordum, Muhteşem İkili’ye çok sağlam bir kötü gerekiyordu. Çatışmanın güçlenebilmesi, aksiyon damarının sağlamlaşması ve öykünün dinamiği için bu şarttı. Ne gelip geçici küçük çaplı mafyatik adamlar ne de Ahsen’in entrikaları aranan kan olamadı, çünkü.

MKC’nin yılbaşı gecesi evinin önünde vurulmasıyla kapamıştık dokuzuncu bölümü, aradan üç hafta geçtikten sonra her yer toz duman olmuşken yeni bölümü açtık. MKC’yi vuran Tayfun, piyon çıktı ve onun gerisinde bütün ülkenin ekranlardan tanıdığı ‘radikal’ bir hukuk adamının olduğu anlaşıldı. Çok karizmatik, soğukkanlı ve planlı bir profesör olarak gördük Mahir Günşıray’ı. Barca, ortağının intikamını almaya yeminli ve MKC maddi, manevi büyük hasar almış olarak karşımızdaydı.

MKC’nin vurulmasından sonra yaşananlar, bugüne doğru dürüst bağlanmadığı için ne olup bittiğini tam anlayamadık ama görünen o ki vurulma, MKC’de fiziksel problemler de bırakmış. Elinde ve ayağında uyuşmalar var ve sık sık bayılıyor. Açıkçası bayılma işini silahla vurulmayla birleştiremediğim için psikosomatik bir durum olabileceğini düşünüp üstünde çok durmadım. Yağmur’un bakımındaki MKC, oğlunun gözündeki güçlü baba figürünü kaybetmekte olduğunu düşündüğünden harap vaziyette… Onun psikolojisini çok net anladım. “Kahraman” baba ve polisin kendini aciz hissetmesi, hele de MKC gibi yalnız bir adam için bütün dünyaya küsmekle de eş anlamlıdır. Kardeşini ve Barca’yı affetmediğini ikisiyle de konuşmadığını da sekansın gidişatından çözdük. Kız kardeşi için kaygılanıyor ve Barca gibi bir polisin yanında güvencede olamayacağını düşünüyor. Eğer travmatik bir durumda olmasaydı ona “Peki sen Yağmur’u, Kaan’ı ve Nilüfer’i nasıl güvende tutacaksın Sevgili MKC? Senin yanında emniyette olan kardeşin, Barca’yla birlikte olduğunda mı tehlikede, yani?” diye sorardım ama ölümün kıyısından dönen ve ailesini kaybetme korkusunu ilk andan beri hisseden adama yüklenmek olmayacak.

Yağmur, MKC’nin vurulmasıyla eski anlaşmazlıkları rafa kaldırmış ve duygularını gizlemekten vazgeçmiş görünüyor. Hatta MKC’ye asla reddedemeyeceği bir teklif sunarak yeniden evlenmeyi bile önerdi. Ancak tam da bu noktada affedilmez hatayı yaptı benim için. “Eğer mesleğini bırakırsan yüzüğü parmağıma takarım.” dediği anda Yağmur’u tutup bir silkelemek istedim, açıkçası. Evlenirken, o adamdan çocuk yaparken mesleği sorun değildi de şimdi mi problem oldu Yağmur Hanım? MKC, eve dönecek mi diye her akşam kaygıyla bekliyormuş, hanım kızımız. Dün polis oldu çünkü MKC. Ha, yani doktor olsa eve geleceğinin de garantisi vardı. Tamam, sevdiği adam gözünün önünde vurulunca o da bir travma yaşadı, anlıyorum ama biz Yağmur’u bugüne dek, mantığın sesi olarak tanıdık. Bu adam, bütün hayatı mesleği olan, “aile” diye bildiği emniyetten koparılır mı? Bu nasıl mantıklı olmak? MKC, istifa edecek, oğlu ve kendisiyle evde mutlu mesut yaşayacak, öyle mi? Hadi hepsini sineye çektim de Yağmur’un vakti zamanında MKC’yi boşama nedeni neydi? MKC’nin aşırı kontrolcü olması, maçoluğu ve dediğim dedik tavrı. Yağmur, bütün bunlara dayanamamış ve özgür olmak istemişti. Şimdi bunların hepsi kabul edilebilir oldu ve tek sorun mesleği kaldı, öyle mi? Yağmur, kim kaçtı senin içine, annem? Bunu Kaan yapsa çocukluğuna verir anlarım da birey olma tutkusu nedeniyle yuvasını yıkmış bir kadının, sevdiği adamın bütün hayatını elinden almak istemesini zerre anlamam, kusura bakmayın! Bu “yeni” Yağmur’dan hiç haz etmedim ben, söyleyeyim de…

Öte yandan Barca, MKC’nin intikamını almaya yeminli ve bunu ne olursa olsun tek başına yapmaya kararlı. Buraya kadar sorun yok. Barca, böyle bir adam zaten; aksi düşünülemez ama gel gör ki olaya paldır küldür daldığı için ortalığı epeyce tozutup hiçbir şey elde edememeyi becerdi. Evet, bu takımın beyni MKC, plan program adamı olan, o ve o yanında olmadığında Barca akıldan yoksun kalıyor ancak plansızlık başka, serseri mayın gibi bir oraya bir buraya dalmak başka. Barca, kimin peşinde? MKC’yi vuranın mı, ona emri veren Tayfun’un mu yoksa onun da tepesindeki henüz bilmediği adamın mı? Müsteşar’la “Siz adamınızı alın, bana Tayfun’u verin!” nasıl bir pazarlıktır Allah aşkına? Tayfun’u hâkim karşısına çıkarınca intikam almış olacak yani, öyle mi? Barca deli dolu olabilir ama küçük hesapların adamı değil. Bu nedenle öfkesini anladım ama varmaya çalıştığı noktayı saçma buldum.

MKC’nin travması, Barca’nın deli öfkesi ve bunca yaşanan arasında Ahsen’in üç hafta önce bıraktığımız yerde durduğunu söylemek yanlış olmaz. Ben onun derdini de niyetini de anlamış değilim. Köy yanmış, bizim kız saçını tarıyor hesabı hâlâ ortalıkta onu ona, bunu buna düşürme derdinde. Bu bölüm yaptığı en hayırlı iş Kaan’a bakmak oldu diye düşünüyorum. Ondan daha ötesini beklemekten vazgeçtim, ben.

Muhteşem İkili’yi başlayacağı haberini aldığım andan beri merakla bekleyen, ilk bölümden beri bir anını kaçırmadan izleyen ve başarılı olmasını çok isteyenlerdenim. O yüzden şimdi, kendimde “dost acı söyler” deme hakkını buluyorum ve izninizle bölüm boyunca düşündüğümü de dile getireceğim. İlk bölümden beri bu dizinin aksiyon ayağı oturmadı yerine. Komedi tarafındaki başarısına, oyuncuların karakterlere verdiği ruha rağmen aksiyon sahneleri olmadı, gitti. Bunu defalarca dile getirdim ama ilk kez bu kadar ciddi mantık hatası ve üstünkörü hazırlanmış sahneler izliyorum, kusuruma bakmayın.

Türkiye’de müsteşarlar, emniyet amiri gibi operasyonları sahada yürütüyor da benim mi haberim yok? Onu da geçtim müsteşar, bir komiseri arabasına alıp da görevden el çektirildiğini ona kendisi mi söyler ya da oturup o komiserle pazarlık mı yapar? Hadi kurgudur dedik, bunu görmezden geldik. Avrupa yakasının efsane komiseri Barca, bu kadar büyük bir operasyonda komşu bahçesinden erik çalan çocuk tavrıyla her tarafı koruma, kamera dolu olan mekânlara dalar mı? 40 milyon dolarlık iş çevrilen bir yerde, iki tane kabadayı çömezi koruma, elinde telefonla volta atar mı?

Barca mekânını basıp yakaladığı Tayfun’u, gelen telefonla öylece bırakıp gidiyor. Sonra kendi eliyle salıverdiği adam için Müsteşar’la pazarlığa oturuyor. Yapmayın, etmeyin gözünüzü seveyim. Bugünün seyircisi 80’lerin tek kanallı televizyon izleyicisi değil. Yerli, yabancı milyon tane aksiyon filmi, dizisi izledik. Yumruk hangi açıyla atılırsa adam bayıltır onu bile ayırt ediyoruz, artık. Barca’nın tekme, yumruk beş kişiyi devirmesi takdir ve heyecan değil olsa olsa tebessüm uyandırıyor, çehremizde. Hele hele ayakta zor duran MKC’nin titreyen elleri, kararan gözüyle ortağını kurtarmaya gidişine kocaman bi’ “pesss” dedim, müsaadenizle.

Mahir Günşıray gibi bir ismin kadroya dâhil edilişi ve yapılan gün değişikliği bende dizinin sürmesi için bir atak yapıldığı duygusu uyandırdı. Ancak bütün bunlardan önce asıl yapılması gereken, acilen, dizinin aksiyon boyutunun düzeltilmesi, bana göre. Muhteşem İkili, her şeyden önce “AKSİYON” dizisi çünkü. Komedi de dram da romantizm de ancak çeşni olur, odak değil. Profesöre çok sağlam bir alan açıp Barca ve MKC’yi karşısına bomba gibi koyarsanız oradan çatır çatır çatışma yürür ama bu hâliyle öykünün komedi boyutunu da aksiyon sahneleri sağlıyor maalesef. Olayı MKC’nin dramıyla, Barca’nın intikamıyla ya da Ahsen’in dolaplarıyla götürme çabası içinse emeklere günah, diyeceğim.

Üç haftalık aradan sonra, yeni gününde çok daha enerjik, çok daha sürükleyici ve sağlam bulmacası olan bir bölüm izlemek isterdim, olmadı. Umudumu kaybetmek istemiyorum ama dürüstçesi ben Muhteşem İkili’yi artık sadece oyunculukların hatırına izliyorum. Sürçülisan ettimse affola…

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.