Yazar: Ayşe KUTLUHAN

Dizilerin yeni yıl tatili ve yeni yılın getirdiği yepyeni hastalıkların verdiği mecburi tatillerle beraber uzun bir aradan sonra nihayet oturdum yazımın başına. En son nerede kalmıştık, neyi nasıl bırakmıştık, inanın hafızamda kalmadı dersem tam yeridir. Zira tatil Muhteşem İkili’ye pek yaramamış gibi görünüyor. Komedi aksıyla zevkle seyrettiğimiz diziyi almışlar, Kurtlar Vadisi tadında bir formata sokmuşlar. Beni en çok rahatsız edense asla rollerini tekrarlamayan İbrahim Çelikkol, Barca’yı en aksiyonlu sahnesinde bile komediyle sergilerken karakterinin içine Ferhat Aslan’ı serpiştirmeleri oldu. Olmadı, asla olmadı ve ben bu durumu hiç sevmedim.

MKC’nin vurulmasının ardından kurgunun en büyük eksikliği – kötü karakteri –telafi edilmiş ve güçlü bir kötü karakter getirilmiş dediğimiz noktada, öykü öyle bir yön değiştirdi ki alınan reytinglerle beraber yön değişenin sadece öykü değil de izleyicinin de olduğunu görmüş olduk. Dizinin gün değiştirmesi de bir işe yaramadı. Bazen olmuyorsa olmuyordur, serbest bırakmak lazım ki herkes kendi yolunu bulsun. Kurgunun en büyük eksikliğiydi kötü karakter. İki bölüm arası yerleştirilen saçma aksiyon ve karakterler, öyküyü aşağı çekmekten başka bir şey yapmadı. Geç kalınmış çabalardı bunlar, maalesef.

Neyse fazla dağıldık sanırım. Şöyle az da olsa biraz bölüme değineyim. Ne demişti Küçük MKC? ‘’Kahramanlar asla ölmez!’’ MKC’nin ölmeyeceğini hepimiz biliyorduk ancak itiraf etmeliyim ki bir omurilik vakasıyla sınanacağını da asla düşünmemiştim. Vurulduktan sonra kendine geldiğinde Barca ve kız kardeşinin içinde bulundukları durumun üzerine gideceğini ve öykünün bu yönde devam edeceğini düşünmüştüm. Ne de olsa suçlular bir şekilde yakalanırdı. Ancak öyküye giren profesör, kurguya sağlam adım atarken öykünün diğer tadını da alıp götürdü bizden.

 

Mahir Günşiray’ın kadroya girdiğini ilk duyduğumda gözlerimden kalpler çıktı. Hem iyiyi hem de kötüyü muhteşem oynayabilen kaç tane oyuncu var, bizim dizi sektörümüzde? Öyküde yer alan bütün kötülerin hepsinden açık ara önde olacağına çok emindim ve yanılmadığımı görmek de memnun etti beni. Görünürde, işinde çok iyi  ve dünyaca tanınan bir hukuk profesörü Yusuf Yıldırım ancak arka planda kirli işlerini çok büyük ustalıkla yapan çok tehlikeli bir de suçlu. Soğukkanlı tavrı ve kendine ait ceza verme yöntemleriyle kurmuş olduğu farklı bir dünyası var, profesörün.  Barca ve MKC’yi bu kadar sarsabilecek düşman da en az onlar kadar zeki ve onlar kadar güçlü olmalıydı zaten. Kimsenin bilmediği kendine ait hapishanesi ve özel timiyle ikiliyi fazlasıyla zorladı. E, tabii ki bizim çılgın ikiliyi hafife almamak lazımdı.

 

MKC’nin sağlık sorunları onu mesleğinden etme noktasına gelince Barca’nın elini kolunu bağlayarak oturmasını hiçbirimiz beklemiyorduk zaten. Oturmadı da… İntikamını almak ve arkadaşını vuranları bulmak için limitlerini fazlasıyla zorladı. Tek başına çıktığı bu yolda aslında görmüş olduk ki Barca, MKC olmadan yarım; MKC de Barca olmadan. Ne kadar zeki olursa olsun Barca’nın ani ve öfkeli çıkışları onu hep bir yerde zarara uğratıp eksiye düşürüyor, maalesef. Öte yandan MKC kendi de dediği gibi organizenin beyni olmayı gerçekten hak edecek bir plan gücüne sahip. Barca’yı o hapishaneden, o kadar kuvvetli timin içinden yaralı bir şekilde ve bence tek başına kurtarmasının açıklaması kesinlikle sadece fiziksel gücü değil, tamamen beyin gücü. En yakın dostunun intikamını almadan rahata kavuşmayacak olan bir Barca varken Barca’sı rehin alınmış bir MKC’nin eli kolu bağlı bir şekilde oturması da beklenemezdi kesinlikle.

 

Bu bölüm beni en etkileyen sahnelerin başında Feridun Baba’nın Yüksel Amir’e yakarışı geliyordu, hiç şüphesiz. Sevgili Engin Şenkan, bu kadar güzel ve bu kadar etkileyici ağlanır mı hiç? Bütün benliğimle an’ı yaşadım ve hissettim, kesinlikle. Bir diğer etkileyici sahne de Yağmur’un arabayı kenara çekip ‘’yoruldum’’ diyerek ağlaması oldu. Aslına bakarsanız bir taraftan o kadar haklı ki ve bir o kadar da haksız, davasında. Sevdiği adamı ve oğlunu korumak için bir annenin istemesi gereken en doğal şeyi istedi aslında Yağmur ancak haklılığı kime göre, neye göre tartışılır. Onun da dediği gibi bu meslek MKC için çok farklı bir boyuttaydı. Ondan önce de oğlundan önce de hayatında yer edinmişti ve her şeyin ötesinde MKC  işinde gayet başarılıydı. Ona rağmen karısı ve oğlu için istifasını vermeye hazırdı ancak diğer tarafta söz konusu ortağının canıyken de her şeyi geride bırakması pek mümkün değildi. Olmadı da.

MKC, Yağmur’un ondan istedikleriyle sınanırken bir yandan da kız kardeşi tarafından sınanıyordu aslında. Barca’dan uzak durmasını isterken bahsettiği şeyi, Barca kaçırılınca Nilüfer’in ilk elden görmesi MKC’nin haklılığını da koydu ortaya. Tamam, haklıydı da ama Yağmur da haklıydı. Yağmur ve Kaan her gün senin işten dönüşünü elleri yüreklerinde bekliyorlarsa varsın kardeşin de beklesin be MKC! Bırak, bu onun tercihi olsun. Kendi yaşasın ve kendi görsün her şeyi.

 

Çok kritik bir noktada son verdik bölüme. Aklımda ufak tefek soru işaretleri kaldı.  MKC ve Barca’nın oradan kurtulacağı aşikâr ancak profesör toplantı yerine geldiğinde timlerden kimse arabaya bakmazken MKC ve Barca’nın kafalarını çevirip bakması beni endişeye soktu. Profesör oldukça zeki, sanki bu tuhaflığı sezdi gibi geldi bana.

Genel Notlarım:

  • Ahsen artık rengini gösterdi. Barca’ya âşık olduğunu ve aşkının hala devam ettiğini de öğrenmiş olduk. Limiti doldu. Kendini ele vermesi an meselesi.
  • Nilüfer’in yersiz aksiyonlarında boğuldum resmen. Çok anlamsızdı.
  • Küçük Kaan, sen kalbimde kocaman yer edindin. Sana başka söz yok.
  • Yüksel Amir’in kızları kayıplara karıştı. MKC ve Barca’ya özel iletelim, bir araştırsınlar.

Bölümde emeği geçen herkesin yüreğine sağlık. Sevgiyle kalın.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.