Yazar:Irmak TERCANER

Tahir ve Nefes‘in evlenme kararlarından başlayıp bölüm sonunda Fatih’in vurulmasına kadar su gibi akan; hüzün, keder ve mutluluğun birbirine karıştığı bir bölüm izledik Sen Anlat Karadeniz’de. Vedat’ın, kendisinden beklenircesine zeki bir şekilde hazırlamış olduğu plan bir kez daha Tahir tarafından önlenmiş ve Vedat, yenilgilerine bir yenisini daha eklemişti. Vedat’ın aldığı bu ağır bozgun sonrası hem Nefes’i hem de kendisini düşmek üzere oldukları şelaleden çekip alan Tahir için şimdi tek bir hedef vardı: başladığı işi bitirmek. Bu iş, iki bölüm öncesi yeniden evlenme teklifi ettiği Nefes’le düğün hazırlıklarına başlamaktan başka bir şey değildi. Evlilik teklifini duyduğum ilk an aklıma tek bir şey gelmişti: Tahir, bunu neden yapıyordu? Bu noktada cevaba ulaşmanın tek yolu, geçmişe dönmekti. Yiğit’in ellerinden kayıp gitme tehlikesiyle karşı karşıya oldukları bir anda ortaya çıkmış bu evlilik kararı, birbirlerini ne kadar severlerse sevsinler o dönemin şartlarıyla bir mecburiyetti. O noktada amaçları birbirlerine kavuşmaktan çok, her şeyden daha çok sevdikleri Yiğit’i kaybetmemekti. Tahir gibi güzel seven bir adam, sevdiği kadının yaşadığı tüm kötü şeyleri iyileriyle değiştireceğini dair söz verdiği bir zamanda bu evlilik olayını atlar mıydı? Kesinlikle, hayır!

İlk seferinde apar topar yapılan ve Nefes‘in mutsuzluğunun gölge gibi düştüğü bir düğünün aksine bu sefer horonların havada uçuştuğu, aile fertlerinin neredeyse hemen hepsinin destek verdiği, hem Nefes‘in hem de Tahir’in hak ettikleri mutluluğa kavuştukları öyle güzel sahneler izledim ki bir süre kendime gelemedim. Bu kendime gelememişlik, bu denli güzel sahnelerin ardından gelecek felaket senaryosunu düşündüğüm an, yerini derin bir endişeye bırakmıştı.

Yazımın sonlarında uzun uzun değineceğim bu konuya o ana kadar rafa kaldırıyor ve rotamı bölüm boyunca beni çok şaşırtan bir duruma çeviriyorum. Fragmanları gördüğüm ilk an, Vedat’ın bu düğün karşısında ne yapacağını çok merak etmiştim. Zira haftalar boyunca öyle ya da böyle her türlü kötülüğü ve engeli bizlere sunmuş bir adamın, bu düğün karşısında sessiz kalmasını asla beklemiyordum. Ancak bu noktada olanlar oldu ve Vedat, ilk kez tepkisiz kaldı. Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi, Vedat, o eski görüntüsünden çok uzak bir çizgide şimdi. Her zaman her şekilde kazandığına inanan, yılmadan kötülükler yapan ve dahası bundan zevk alan bir adamın yerini; kaybetmeye başladığını fark eden, kötülük yapsa dahi eskisi gibi insanların hayatlarında belirleyici rol olmaktan çıktığını idrak eden biri aldı. Nefes’le hayallerinde yüzleştiği o sahne, şüphesiz ki düşüncemin ne kadar doğru olduğunu vurgular nitelikteydi. Sahneyi izlediğim anda, Nefes’in neden Vedat’tan yüksekte durduğunu sorguladım. Yaptığınız türlü numara ve oyunlara rağmen bir insanı elde edememişseniz ve dahası akan zaman, onu daha da çok kaybetmenize sebep olmuşsa bu, o insanı kendinizden yüksekte ve ulaşılmaz görmeye başladığınızın en büyük kanıtıdır. Nefes’i yıllarca hapsettiği o evde, onun tamamen kendisine bağlı olduğunu düşünen Vedat, Karadeniz masalının başlamasıyla birlikte elindeki her şeyi teker teker kaybetti. Nefes’i yeniden ele geçirmeyi istediği her gün, onu daha da çok kaybettiği; ona ulaşmayı amaçladığı her an, ondan daha da uzaklaştığı bir girdabın içinde kayboldu. Bu girdabın sonucu olarak da dünkü sahne karşıladı bizleri. Karşıladı karşılamasına da Vedat gibi bir psikopat hatasını kabul ettiği anda bile ona kılıf bulmaktan vazgeçmez. Psikopatlığının nedenini Nefes’in bakışlarına bağladığı an, kasetin başa sardığını düşündüm ve sinirlenmekten kendimi alamadım. Tam da bu anda hem öfkeyi hem mutluluğu vaat eden bu güzel bölüm devreye girdi ve beni, öfkenin şiddetinden mutluluğun huzuruna taşıdı.

Yeniden evlenme kararı alan Nefes ve Tahir’in düğün hazırlığı adı altında gösterilen her sahne benim için izlenmeye değerdi, hem de fazlasıyla. Kim ne derse desin ben, Kaleli ailesinin her bir ferdinin içinde olduğu tüm sahneleri seviyorum. Kız isteme sahnesinden tutun da hamam sahnesini ve dahası düğündeki tüm kareleri, büyük bir keyifle izledim. Sürekli acılarına şahit olduğum insanların mutluluklarını paylaşmak bir yerde iyi geldi bana ama bu bölüm ben en çok Nefes ve Tahir’in sahnelerine tutuldum desem yanlış olmayacaktır herhalde. Bir yılı aşkın süredir hayatlarına konuk olduğum iki insanın bugün geldikleri nokta takdire şayandı doğrusu. Bölüm, bir yanımı geçmişin puslu hatıralarından biri olan on beşinci bölümdeki o nikâh sahnesine götürürken diğer yanımı bugünün düğün sahnesinde gezdirerek bir karşılaştırma yaptırıyordu, bana.

Nefes ve Tahir’in geçmişteki endişesi ve korkusu yerini çoktan mutluluğa bırakmıştı bile. Bu mutluluk, Nefes’in horon teptiği ve Tahir’in gözleri dolarak onu izlediği o sahnede o kadar güzel bir şekilde yansıtılmıştı ki tek kelimeyle bayıldım. Ama o an bile aklıma takılan bir soru vardı: Tahir’in dolan gözleri bize ne anlatıyordu?  Tahir, gözleri dolu dolu Nefes’i izliyordu çünkü geçmişinde almış olduğu yaraları çok iyi bildiği bir kadının, sekiz yıl direnerek yılmayarak ve her gün savaşarak geldiği bu nokta onu derinden etkiliyordu.

Orada izlediği yalnızca horon tepen bir Nefes değil, hayata karşı verdiği sınavı geldiği o son noktaya kadar başarıyla geçen bir kadındı.

Bu denli güzel sahnelerden bahsetmişken o meşhur hamam sahnesine değinmezsem eksik kalır bu yazı. Tamam, Asiye Kaleli’yi hepimiz biliyoruz. O, bir nebze de olsa delidir ne yapsa da yeridir de Nefes, Nazar ve hatta Berrak size ne oluyor be kardeşim? Saniye Hanım, siz de çatlak gelin bir idi bu gidişle üç olacak aman dikkat. Gerçi bu ara Saniye Hanım’ın başında öyle işler var ki sanırım en son derdi gelinleri olacaktır. Fikret, dizi başladığı günden beri benim için tam da bir kapalı kutu oldu.

Evet, Vedat’a yardım etmek için gelmişti ama bu görüntüde eksikler vardı. Kaleli ailesi ile arasında olanlara anlam veremediğim bir anda Fikret’in, Saniye Hanım’la yaşadığı konuşma ben de bir şeyleri netleştirdi. Şimdilerde Fikret, Vedat’a yardımcı karakter olmaktan çıkıp kendi hikâyesinin peşinden koşmaya başladı ki bu durum dizinin gidişatı açısından çok önemliydi. Bu noktada söyleyebileceğim tek şey, Fikret’in hikâyesinin beni kendine delicesine çektiğidir. Oldum olası aile sırlarına ve geçmişin gizli meselelerine duyduğum meraktan mıdır nedir, ben bu hikâyenin eksik kalan yanlarını tamamlamak için sabırsızlıkla bekliyorum. Ne dersiniz bir yılı aşkın süredir tanıdığımız Saniye Hanım’ın hâlâ sırları var mıdır? Vaktiyle Fikret’e, Sakine’nin yerini söyleyerek onun ölümüne giden yolu açtığını biliyoruz ve bundan daha büyük hangi sırrı çıkabilir diye de sorgulamıyor değilim. Ne diyelim o zaman, bekleyip göreceğiz.

Nefes ve Tahir’in evleneceğini fragmanlarda gördüğüm an, Vedat’ın öyle ya da böyle düğünün mutluluğunu bozacak damgayı vuracağını düşünmüştüm. Evet, belki Vedat düğün alanında hiçbir şey yapmadı ama kendi evinde Nazar’a gösterdiği insanlık dışı muamele öyle ya da böyle kaygımı doğrulayacak bir olaya neden oldu. Nazar’ın Vedat’ın şiddetine maruz kaldığını öğrenen Murat, öfkesini ve diğer yangazını da yanına katarak Vedat’a hesap sormak için yola çıktı. Tahir’in düğünün sonunda Mustafa’nın havaya silah sıkmasını engellediğini görünce bunun iyi bir toplumsal mesaj olduğunu düşünmüştüm. Tam bu noktada Murat’ın şiddet görmüş bir kadını kurtarmaya polisle değil beline taktığı silahla gitmesi beni bir hayli kızdırdı. Neden Murat? Neden bir kere de böyle bir konuyu polisle birlikte çözme yoluna gitmiyoruz ki? Evet, izlediğimiz bir dizi ve bazı şeyler kurgunun eseri ama yine de bu soruyu sormadan duramıyorum işte!

Bölüm, Vedat’ın koruması tarafından vurulan Fatih’in, Berrak’a sarf ettiği ‘’Nasıl gidiyor?’’ sorusu ile son buldu. Bu noktada Fatih’in, bölüm boyunca sıkça kullandığı bu repliğin değeri de son saniye ortaya çıkmış oldu. Haftaya ne olur, ne biter bilmek zor ancak tek temennim Fatih’in yaşaması olacak. Şu ana dek öykünün gidişatı boyunca öyle zorlu dönemeçler vardı ki Fatih’in hikâyesine doyamadık biz. Bu noktada söyleyebileceğim tek şey, eğer Fatih ölürse hem biricik ikizi ‘’Yangaz Murat’’ hem onu deliler gibi seven Kaleli ailesi hem de son bölümlerde ufak ufak işlenmeye başlanan Berrak-Murat ikilisi yarım kalacak. Bu yüzdendir ki ölme be Fatih’..  Daha Karadeniz’e haykıracağın çok şey, bizleri güldüreceğin çok sahne var. Herkesin emeğine sağlık.

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.