Yazar: Şeyma BULUT

Aile olmak nedir? Bazısı için sığınak, bazısı için de dayanacağı bir manevi güçtür. Sam ve Dean için ise aile olmak bambaşka bir şey. Onlar aile olmayı, çocukluk anılarında bırakmıştı. Babalarını bulmak için çıktıkları yolda yeniden kardeş olduklarını hatırladılar. Bu onlar için bir dönüm noktasıydı. Dizimizin birinci sezonu, annelerinin katili olan iblisi öldürme çabaları ve bu yola kendilerinden önce çıkan babalarını bulma arayışları sırasında birbirlerine yeniden güvenmeleri ve aile olmayı öğrenmeleriyle geçti.

İlk sezon, iblisin elinden kurtulmayı başaran Winchester ailesinin, bedeni şeytan tarafından ele geçirilen bir kamyon şoförünün arabalarına çarpmasıyla bitmişti. Arada herhangi bir zaman atlaması olmadan başlayan ikinci sezon, geçirdikleri kazadan sonra Dean’in ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmasıyla başladı. Hatta durumu öyle kötüdür ki Dean artık iki dünya arasında sıkışmış bir hayalettir. Aile olmak demiştik ya, abisi komadayken Sam’in ağzından dökülen bu kelimeler de söylediğimi kanıtlar nitelikteydi: ” Dean şimdi olmaz, yeniden kardeş olduk… Gidemezsin”. Dean her geçen saniye ölüme daha çok yaklaştığından John Winchester, oğlunu kurtarmak için Dean’in uzun süre etkisinden kurtulamayacağı bir hamle yapar. Çocuklar – özellikle Sam – babalarının o iblise takıntılı olduğunu , onu öldürmek için yapamayacağı bir şey olmadığını düşündükleri hâlde gerçek, çok başkadır. John Winchester, oğlunun yaşaması için ömrünün yirmi yılını verip aradığı iblisle anlaşarak hayatından ve Colt silahından – Colt iblisi öldürebilen tek silahtır – vazgeçti.

Dean, hayata dönerken maalesef John Winchester öldü. Bu fedakârlığı bir süre sonra öğrenecek olan kardeşler için bunu hazmetmek çok zor olacaktı. Tabii bu durum Dean’de travma etkisi yarattı çünkü babasına çok bağlı olan Dean için, John’un ölümü katlanılmaz bir durumdur. (İlk yazımızda Dean’in babasına olan düşkünlüğünden bahsetmiştim.) John, Dean ile vedalaşırken ona teşekkür ettiğini, hayatı boyunca kendisine ve kardeşine göz kulak olduğunu söyleyerek duygusal bir veda konuşması yaptı; ardından da kardeşine iyi bakmasını ve zorda kalırsa kardeşini  de öldürmesi gerektiğini söyledi. Zaten babasının ölümünü kabullenmekte zorlanan Dean, babasının söylediklerini anlamaya çalışırken kısa bir dönem de olsa tamamen kontrolden çıktı.

Bu sezonda, Sam’in psişik güçleriyle de tanıştık.  Sam, sarı gözlü iblisle ilgili öngörülere sahip. Sarı gözlü iblis, ne zaman bir hamle yapacak olsa ya da ne zaman onlara yaklaşsa Sam atak olarak gelen baş ağrıları çekmekte ve olayları önceden görebilmektedir. Bu özelliğinden dolayı da Dean, kardeşini bir an olsun gözünün önünden ayırmamaya ve onun hayatta kalması için her şeyi yapmaya kararlıdır. Yolun sonunda kendi ruhundan vazgeçmesi gerekse bile…

Sam ve Dean bu öngörüler sayesinde insanlara yardım ediyorlar ve bir zamanlar kendi başlarına gelenler, başkalarının başına da gelmesin diye bir ölüm – kalım mücadelesi veriyorlar. Bir zaman sonra bu öngörülerin sebebi ortaya çıktığında ikisi için de bambaşka bir dönemin kapıları açılacak. Çünkü her şeyin bir bedeli var ve kardeşlerin büyük savaşa hazırlanmaları gerekiyor – haberleri dahi olmasa bile    – Sarı gözlü iblis – üçüncü sezonda adını da öğreneceksiniz – yıllar önce bir çok seçilmiş aileyle anlaşma yaparak çocuklarına kendi kanını içiriyor. Bu sebeple o çocukların psişik güçleri var.  Bu kan sayesinde kendisinden bazı özellikleri çocuklara aktaran iblisin çok büyük planları var: Bir ordu kuruyor ve ordunun başına geçmesi gereken çocuğu bulmak için onlarca kurban seçiyor kendine. Bu çocuklar sarı gözlü şeytanın sahip olduğu birçok yeteneği tek tek taşıyorlar. Bazıları Sam gibi geleceği görebiliyor, bazıları nesneleri hareket ettirirken bazıları düşünce gücüyle insanları kontrol edebiliyor. Kafasındaki korkunç plan için düğmeye basan iblis, sezon sonunda tüm çocukları terk edilmiş bir kasabada topladı ve hepsinin rüyasına girerek aralarından sadece birinin sağ çıkacağını söyler ve çocuklar da sağ kalan olabilmek için birbirlerini öldürmeye başladılar. Onların peşine türlü türlü iblis ve hayaletleri takan şeytan hepsini büyük bir kavganın tam ortasına attı. Günün sonunda hayatta kalan sadece Sam ve Jake  oldu. Sam, burada hayat mücadelesi verirken Dean ve Bobby de tüm güçleriyle Sam’i bulmak için uğraşıp sonunda da başarırlar. Ancak artık çok geçti çünkü Jake, Sam’i öldürmüştü.

Babasının ölümünü henüz kabullenemeyen Dean, kardeşini de kaybetmemek adına korkunç bir plan yapar ve kesişen yollar şeytanı – dizide sık sık karşınıza çıkacak olan anlaşma yapan şeytanlar bunlar. İnsanlarla anlaşmalar yaparak götürebildikleri kadar insan ruhunu cehenneme götürmek üzere görevlendirildiler. – ile anlaşma yapacaktır. Dean’in içten içe bildiği ancak kabullenemediği durum, giden çocukla dönen çocuğun aynı olmadığıdır. Ölüp tekrar dirilen Sam’in ruhunda bir karanlık kapı açılmıştır. Hatta son sahnede sarı gözlünün dediği gibi ” Sammy eskisi gibi mi ?” sorusu kafalardaki soru işaretlerini de artırdı. Sam’in zaten karanlık bulaşan ruhunda bir de böylesine bir gedik açılması ilerleyen sezonlarda onun karanlık tarafa geçmesinde de büyük pay olacaktır. Ayrıca şeytan diğer insanlarla yaptığı anlaşmanın aksine Dean’e sadece bir yıl vermiştir. -Normalde bu anlaşmalar on yıl üzerinden yapılır – Dean bir yıl sonra ölecek ve cehenneme gidecektir. Hayatı boyunca kardeşine sahip çıkan Dean hiç düşünmeden kardeşi için kendisini feda etmiştir. Sonrasında kardeşine olacakları düşünmeden yaptığı bu hareketin sonuçları tüm dünya için çok ağır olacaktır.

Şeytan kapanın açılarak tüm şeytanların dünyaya gelecek olması ve Sam’in bir süre sonra bunu yalnız başına yapmak zorunda kalacağı gerçeğini düşününce aslında sizlere bir soru sorayım. Sizce Sam Winchester karakteri bunu kaldırabilecek güce sahip mi ?(Tabi diziyi yeni izleyenlere bu sorum)

Supernatural ikinci sezonunda bir önceki sezonun puslu renklerinden çıkarak daha parlak bir evrene dönüşüyor. Bir önceki sezonda daha puslu ve haki ağırlıklı ekran renkleri gördüğümüz dizinin bu sezonunda konsept değişikliğine gidilerek daha canlı bir tema oluşturuldu. Zaten konusu itibariyle zaman zaman karanlıkta kalan dizinin kurgusu, ilk sezondaki puslu havasıyla daha da insanın içini karartıyor ve en komik sahneler bile etkileyiciliğini kaybediyordu. İkinci sezondan itibaren konunun daha da hareketlenmesi, görselliğin çok daha başarılı kullanılmasıyla tam anlamıyla kusursuza yakın bir iş izlediğimizi düşünüyorum.

Supernatural, bu sezon  zombiler ve yarı tanrılarla da tanışma fırsatı verdi. Zombilere fazla girmeyeceğim her zamanki klasik unsurlar olarak yer aldı hikâyede, onlar. Ancak yarı tanrılarda kullanılan kaynaklar çok etkileyiciydi. Yarı tanrıları, İskandinav mitolojisine dayandıran kurgu editörleri ayrıca mitolojiyle ilgilenenlere de değişik kaynaklar gösteriyor. Birkaç çizgi romanda da duyulan isimlerin aslında çıkış noktasının dinler olduğunu öğreniyorsunuz. Ben küçük bir örnek vereyim: İskandinav mitolojisinden Loki. Araştırın, göreceksiniz.

Sizler de benim gibi efsanelere düşkünseniz bu dizide isimleri geçen birçok varlığın aslında mitolojik efsanelere dayandığını fark edersiniz. Yarı tanrılar dışında cinlerin de varlığına değinilen dizide bunlar, Kuran’dan ayetlerle anlatıldı. Cinlerin insan kanıyla beslendiğinden ve insanları hayali bir evrene gönderebildiğinden bahsedilirken Müslümanların inançlarından da söz edilerek inandırıcılığı da artırdılar.

Supernatural, kullandığı tüm ögeleri temellendirerek seyircisine fantastik bile olsa içi dolu ve her ayrıntısı ince ince planlanmış bir öykü sunuyor. Aslında bu farklılığı bile onu emsallerinden ayırmaya yeter de artar bile. Şimdi sizlere dizideki tüm varlıkları tek tek anlatmayacağım ama izlediğiniz sezonlar boyunca anlatılan tüm varlıkların aslında birer temeli olduğunu, temeli olmayanlarınsa içinin doldurularak nasıl diziyi bozmadan kurgulandığını görüyorsunuz. Supernatural senaryo ekibini fazlasıyla takdir ediyorum. İşleri oldukça zor ancak onlar çok iyi kalkıyorlar bunun altından.

Bu sezon, benim Supernatural için favori sezonlarımdandır. Çünkü bu sezonda Sam ve Dean’in en masum ve yaşam dolu hâllerini izledik. Kardeşler hakkında bilgiler verilirken gerçek anlamda abi, kardeş olarak birbirlerini tamamladıkları da anlatıldı, izleyiciye. Özellikle aradan yıllar geçtiği hâlde yan yana olmasalar bile doğaçlama yetenekleri sayesinde aynı yalanı söyleyebilmeleri beni hem çok güldürmüş, hem de etkilemişti. Hayatımızdaki hangi insanı bu şekilde tanıyoruz ki? Sam ve Dean birlikte geçiremedikleri zamana rağmen yeniden bir araya geldiklerinde birlikte devam edebildiler. Ayrıca bu sezonda kardeşlerin korkularına – Sam’in palyaço fobisi – ve  inançlarına da – Dean’in meleklere inanmaması – şahit olduk. Çok sevdikleri eşyaları için birbirleriyle üç yaşında çocuk gibi takıntılı bir şekilde kavga ederlerken, işler yolunda gitmediği zaman korkusuzca ölüme yürüdüklerini gördük. Tüm bunlar bile bu sezonu çok farklı kılıyor.  Aslında bu sezonun ana teması ne diye sorsak ” güven” diyebiliriz. İki kardeşin aralarına boşluklar ve karanlık girmesinden hemen önce, en derinde birbirlerine nasıl bir güven duyduklarını görüyoruz. İlerleyen sezonlarda da göreceğiniz gibi kardeşler çok fazla sınav vermek zorunda kalacaklar. Sam ve Dean’in ne olursa olsun birbirlerinden ve doğru bildikleri yoldan ayrılmayan yapılarıyla sonu gelmeyen bir savaşta mucize peşinde koşuyorlar. Her ne kadar onların dünyasında böyle bir şey mümkün olmasa bile.

İlkine oranla çok daha hareketli bir sezondu. Özellikle dizinin ilerleyen sezonlarında çok büyük bir öneme sahip olacak olan trickstar ile tanışmak oldukça eğlenceliydi. Daha ilk gördüğü andan itibaren Wincheester kardeşlere özel bir ilgi duyan bu yaratığın amacını maalesef sezonlar sonra anlayabiliyorsunuz. Sam ve Dean ile tanışmadan önce kurbanlarıyla bir çeşit oyun oynayarak onları tuzağa çeken bu yarı tanrı, özellikle beşinci sezonda kilit bir rol üstlenecek. Onun öncesinde de kardeşleri bir defa daha ziyaret eden bu eğlenceli tanrımız Sam ve Dean’in savaşının başlangıç ve bitişine kadar olan süreci en iyi bilen tek karakter – şimdilik –  ve dizinin hayranları tarafından en sevilen beş karakter arasında.

Bu sezonda sadece yeni karakterleri değil, geçtiğimiz sezon kurguda kendisine küçük bir yer verilen Bobby Singer’ı da daha yakından tanıdık. Bobby avcıların 911 numarası gibi. Onlara ihtiyaçları olan her türlü bilgi ve teçhizat konusunda yardımcı olan Bobby Singer, oldukça iyi bir avcıdır. John Winchester’ın da çok eski dostu olan Bobby, Sam ve Dean’in çocukluk anılarında ikinci bir baba gibidir. Bobby, dizide kaldığı süre boyunca kardeşlerin hem en büyük destekçileri hem de kaybettikleri babalarının rolünü üstlenen bir rol modeldir. Bu sezonda sarı gözlü iblisin peşlerine düşen kardeşlerin en zor anlarındaki kurtarıcıları da Bobby’den başkası olmayacaktır.

Dizinin ilk sezonu bir anlamda tanıtım gibiydi ve kardeşlerin gerçek hikâyesi ikinci sezonda başladı. Kardeşleri daha da yakından tanıdığımız bu sezonda, onların bazen komik bazen de dramatik anlarına şahit olduk. Geçmişlerindeki sır perdesi bir bir kalkmaya başladığındaysa aslında meselenin sadece kardeşlerden biri olmadığı ortaya çıkacak ve onlar etrafında adım adım kurulan kozmik bir plan doğrultusunda sürüklenen Winchesterlar için şans, bu sefer yeterli olmayabilir. İkinci sezon itibariyle başlayan bu serüvenin sonunun nerede biteceğini merak ediyorsanız mutlaka izlemenizi öneririm.

Supernatural ikinci sezonu da böylece değerlendirdik. Bir sonraki yazımızda dizinin üçüncü sezon yorumuyla devam ederken Winchester kardeşlerin biraz komik, biraz trajik ve heyecan dolu öyküleri sizi de içine çekecektir. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere.

KISA… KISA…

*Bu sezonda tüm hayranların doğruluğuna ortaklaşa inandıkları küçük bir dedikoduyu da sizlerle paylaşayım: “Everybody Loves A Clown” bölümünde (2×2), Ellen’ı gazete okurken görüyoruz. Dikkat ederseniz gazetede “Ellen + John = Ash” yazıyor. Bu ince ayrıntıda Ash’in, Ellen Harvelle ve John Winchester’ın gayrimeşru çocukları olduğuna dair bir gönderme var ama bunu Jeffrey Dean Morgan’ın bu sahneler için yeterli vakti olmadığı için John’un, Ellen’ın kocasını öldürmesi biçiminde değiştirildiği söyleniyor.

*Dizinin başrol oyuncuları Jensen Ackles ve Jared Padalecki kendi türlerindeki diğer dizilerde oynayan oyuncuların aksine asla dublör kullanmıyorlar. Hatta ikinci sezonda uzun süre kolu sarılı bir şekilde gördüğümüz Jared Padalecki çekimler sırasında yaralanmış ve yaralanmasını senaryoya koydurarak çekimlere ara verilmemesini istemiştir.

*Dizide çok önemli bir yere sahip Dean’in arabası, Chevy Impalaların %80’i Supernatural Stüdyolarına ait.

  • Jared Padalecki’nin sözleşmesinde Supernatural’da devam ettiği sürece saçlarını kesemeyeceği ve değiştiremeyeceği kuralı var. Saçlarını değiştiremeyen Jared, bunun yerine dizi dışında da çok iyi bir dostluğu olan Jensen Ackles’ın saçlarıyla ilgileniyor.

*Dizininin ikinci sezonunda yönetmen Boby Singer’dan yönetmenlik dersleri almaya başlayan Jensen Ackles, sahne arkasını o kadar sevdi ki gelecek sezonlarda bazı bölümlerde yönetmen koltuğuna oturdu. Oldukça da başarılı olduğunu ispat eden Jensen, televizyon kariyerine nokta koyduktan sonra film çekmek istediğini söyledi.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.