Yazar: Sinem ÖZCAN

Bir önceki hafta Aslı’nın Özge’yle ilgili gerçeği öğrenmesi, Vildan’ın intiharı ve Yusuf’la Ferhat’ın namlunun ucunda durmasıyla noktalamıştık, Siyah Beyaz Aşk’ı. Bu hafta Ferhat’ın “Bermuda şeytan üçgeni”nde kaybolmamak için çabaladığı bir bölüm izleyeceğimiz belliydi ki öyle de oldu.

Yusuf’un yaralanması ve hâlâ konuşabilme ihtimalinin bulunması, Ferhat için geçmişin ve hakikatlerin kapısını açacak anahtar… Öte yandan Jülide güdümlü Vildan, Ferhat’ın küçümsediği kadar ufak bir tehdit değil. Kendi başına etkisi olmasa da Jülide’nin kumandasıyla hareket ettiğinden her an, daha büyük bir soruna yol açma potansiyeli var ve hepsinden mühimi Özge’yle ilgili gerçeği öğrenen Aslı’nın çok ağır bir duygusal darbe almış olması, Ferhat’ı en çok zorlayan durum. Bütün bu engellerin arasından sıyrılıp labirentten çıkmaya çalışan Ferhat’ı izlerken bölümün ilk yarısı ona sinirlenmekle diğer yarısı ise Aslı’ya kızmakla geçti benim için.

Ferhat’la Aslı’yı biraz bekletip dizinin diğer dinamiğinde biraz duraklamak istiyorum önce. Malum, son zamanlarda büyük bir derdimiz var: Jülide. Biz gitsin, dedikçe gitmiyor; biz, gözümüzün önünden çekilsin dedikçe gözümüze batıyor; biz, bu kadar rezillik olmaz dedikçe o level atlıyor. Bölüm boyunca bir yandan da o meşgul etti kafamı. Bu kadından kurtulmanın yolu ne, diye düşündüm durdum. Daha önce dillendirdiği gibi “Kaybedecek bir şeyi yok!” Jülide’nin, lağım çukurunun en dibinden geliyor zaten. Bu noktadaki birini, hiçbir şekilde korkutmanız mümkün değildir. Çok rahat yalan söylüyor ve çekinecek bir şeyi yok. Her an herkese iftira da atabilir, yalanına alet de edebilir. İnsanları kullanmak onun için zevk… Yani baktığımda Jülide’yi durdurma noktasında elimizde hiçbir şey yok.

Aslı’nın ailesinden kalan tek birey olduğu için, ne olursa olsun, Aslı onu feda etmeye yanaşmayacaktır. Kusurlu da olsa “benim ailem” noktasında duracaktır ki şu an orada zaten. O hâlde denize düşen yılana sarılır deyip Jülide konusunda ben sadece Cüneyt’ten medet umuyorum açıkçası. İdil’in ortadan kayboluşu ve bıraktığı mektup aslına bakarsanız çok anlamsız. Hele hele mektupta yazanlar hiç İdil’in tarzı değil, Namık zaten kafası çalışan bir adam değil ve buna hiç takılmamış görünüyor. Yeter, kurnaz bir kadın onun Jülide’den kuşkulanması çok iyi oldu, mektubu okuması da ama Yeter de bana kalırsa Jülide’yi durduracak entrika ve güce sahip değil. Ferhat, bu konuya odaklanacak durumda olsa özellikle yazılan mektubun ifadelerinin İdil’e ait olamayacağını sezer ve giderdi üstüne ama bu konu Ferhat’ın gündeminde yer bile almıyor, doğal olarak. O zaman bana görünen tek çare, bir şekilde Cüneyt’in yakalanması ve her zaman yaptığını bir defa daha yapıp Jülide’yi onun satması. Ancak cinayetler ortaya çıkarsa Aslı, Jülide’den vazgeçer diye düşünüyorum. Bu nedenle Jülide ve Cüneyt yakınlaşması şu an için benim işime geldi. Umarım egosu tavan yapan Jülide bir boş anında Cem’i öldürdüğünü de Cüneyt’e itiraf eder ve “hin” Cüneyt bunu bir biçimde kaydeder bir yerlere… Yoksa Jülide durdurulamaz ve giderek daha da büyük sorunlara imza atar.

Jülide’nin bu haftaki kurbanı da Hülya oldu, maalesef. Jülide’nin onu işten attırma çabasına da Namık’ın buna alet olmasına da hiç şaşırmadım. Beni şaşırtan Dilsiz oldu. Daha Namık’tan “Hülya’yı kov” hükmünü aldığı anda ya bunu durdurmasını ya da “O giderse ben de giderim!” noktasında olmasını beklemiştim ben. Evet, ardından bir evlilik teklifi geldi ama benim yüreğim soğumadı. Kim ne derse desin, Dilsiz’e Hülya’yı otobüse bindirip göndermek yakışmadı. Tamam, Ferhat’a çok bağlı; tamam, bütün dünyası onun yanı ama ben yine de en az Abidin kadar aşkı için savaşan bir Dilsiz beklemiştim.

Hülya da evden gittikten sonra, Jülide’nin evde hiç engeli kalmadı ancak Aslı’nın oradan taşınma planı onun hesaplarına taş koyuyor. Her ne kadar bunu kabullenmiş görünse de ben onun Emirhan konağından gitmeyi hiç istemediğini düşünüyorum ancak Vildan’ı sürekli “Teyzem konaktan gidecek ve meydan sana kalacak!” diye doldururken oradan gitmemeyi nasıl başaracak, bilemedim. Aslı, şu ana kadar Jülide’nin onu doldurma çabalarına pek boyun eğmedi ancak bu durumda kartlar nasıl dağıtılır, bilemiyorum.  Aslı ile konaktan uzak bir evde baş başa yaşamak Jülide’nin herkesi ve her şeyi mahvetme planlarına hiç uygun değil. Teyzesiyle bir başına kalmak da ona bir şey kazandırmaz. İstediği kadar doldursun, Vildan’ın da Ferhat’ı elde edemeyeceğinin aslında farkında. Dolayısıyla konaktan ayrılmaları Jülide’nin elinin iyice zayıflaması demek. Karakterin altı dolu olmadığı için, yaptığı her şey bende “anlık” ve “tesadüfi” etkisi uyandırıyor o yüzden de pek akılcı tahmin yürütemiyorum. Bekleyip göreceğiz, sanırım.

Özge’nin Ferhat’ın kızı olduğu gerçeğini Aslı öğrendiğinde tepkisinin çok ağır olacağını bekliyordum. Hiç kolay değil, bir kadının âşık olduğu adamın bir başkasından çocuk sahibi olduğunu öğrenmesi… Üstelik kendisi de bebek beklerken… Aslı’nın tepkisini sonuna kadar anlıyor ve buna hak veriyorum. Keşke Ferhat’a “Abidin ve Gülsüm’e bu kadar tepki gösterirken sen kuzeninle nasıl birlikte oldun?” diye de sormayı akıl etseydi. İşin en iğrenç kısmı orası çünkü. Elbette ki Aslı’dan önce olan, gelmiş geçmiştir. “Vay, sen benden önce nasıl başkalarıyla olursun?” gibi saçma ötesi bir tepki koymaz Aslı. Derdi de o değil zaten… Ferhat’ın bir başka kadından (ısrarla altını bir daha çiziyorum kuzeninden) çocuğu olmasından çok bunu kendisinden sakladığı için sinirlendi Aslı. “Bana yalan söylersen sana çok kızarım!” diyen kadın, saklamayı da elbette ki “yalan”a dahil edecekti. Ferhat, bu noktada yok “Odasına kitleyin!”, yok “Gir içeri!”, yok “Bitmedi!” diye çemkirmek yerine Aslı’yı karşısına alıp adam gibi konuşacaktı. Karşısında “Bana gitmemem için tek bir şey söyle!” diyen kadına “Sen biliyorsun!” denmez Ferhat Aslan! O nokta sevgili cilveleşmesi yapılacak yer değil. O noktada karşındaki neyi duymak istiyorsa sana dünyanın en zor işi de gelse onu “söylersin!”

Klasik Ferhat Aslan tavrını, Aslı dışındakilere yani Namık’a, Vildan’a, Yeter’e ve diğerlerine koyacaksın. Konu bu kadar hassasken “Ben bitti demeden bitmez!” tavrı işlemez. Hele hele; Yiğit’e, Dilsiz’e hatta Vildan’a hatalı olduğunu söyleyeceksin, Aslı’yı nasıl gördüğünü ve sevdiğini dile getireceksin ama Aslı’nın karşısında dilin lâl olacak. Öyle bir dünya yok… Haklısın, haksızsın bunu şimdilik tartışmıyorum (birazdan haklılığını da vurgulayacağım ama), kriz anında “eski” astığım astık, kestiğim kestik Ferhat tavrı gösteremezsin, diyorum. Şu an çok ciddi bir durum söz konusu ve o durumda hiç olmadığın kadar açık olmak zorundasın! Aslı kavga filan etmiyor, Aslı kendi hayatını kuruyor ve bunu zorla engellemen mümkün değil!

Madalyonun diğer tarafıysa çok daha kara, bana sorarsanız. Aslı, Özge konusunda Ferhat’a “Bana yalan söyledin, gerçeği sakladın!” tepkisi veriyor. İyi de Aslıcım senin Ferhat’tan sakladığın sırları ne yapacağız? Ferhat’ın hayatı hakkındaki bir sırrı “Ferhat’ın iyiliği için…” gerekçesiyle sen saklama kararı aldın mı? Aldın! Ferhat’a sormadan Ferhat hakkında karar verdin mi? Verdin. Üstelik Yusuf’u serbest bırakırken de yine onun iyiliği için kendi başına bir karar aldın peki o zaman Ferhat’ın senin ve bebeğinin iyiliği için aldığı karara bu kadar büyük tepki göstermek niye? Haaa, bunun tek açıklaması var: Özünde yalan söylemesinden çok Özge, onun kızı olduğu için kızgınsın yani kadınlık gururun kırıldı. Hormonları da buna bağlamayı isterdim ama biliyorum ki hamile olmasa da Aslı’nın tepkisi aynı olurdu.

Yalan mevzusu, ince buzda yürümek Aslı için. Ferhat’ın gerçek babasını, Ferhat’ın iyiliği için ondan gizledi, biliyoruz ama şu an verdiği bu tepki ileride o yalan gün yüzüne çıktığında “ama..” ile başlayan tüm gerekçeleri geçersiz kılıyor. Aslı’nın tamamen Ferhat’ı düşündüğünü en iyi biz biliyoruz üstelik bunu saklayan sadece o da değil, gel gör ki sevdiğin adam dahi olsa bir başkasının hayatıyla ilgili kararları sen alıyorsan aynı şeyi o yaptığında kızamazsın. Üstelik Ferhat’ın eli bu noktada çok daha güçlü… Hamileliği riskli geçen karısına doğruyu söyleyip de bebeğin hayatını tehlikeye sokmak istemedi. Buna karşın, sıkıştığı anda yine doğruyu yaptı ve gerçeği itiraf etti. Oysa Aslı baştan beri saklıyor hem de bundan hiç rahatsızlık duymadan. Niye? Çünkü Ferhat için en doğrusunun bu olduğuna “karar verdi.” Onun hayatıyla ilgili bu kararı alırken de zerrece pişmanlık duymadı. Üstelik Yusuf’tan gerçekleri duymasın diye adamı serbest bırakırken de “Buna hakkım var mı?” diye sorgulamadı. Doğrunun o olduğuna inanmıştı çünkü. Şimdi adama demezler mi? Sen Ferhat’ın hayatına dilediğin gibi müdahale edebiliyor, onunla ilgili kararları gayet rahat alabiliyorsun da o seni ve çocuğunu düşününce mi suçlu oldu? Çok sevdiğim bir söz vardır: Kendisi sırça köşkte oturan, dışarıdakine taş atmaz. Aslıcım, sen her tarafı sırça bir köşktesin, bilmem farkında mısın?

Yukarıda Ferhat’ın tavrına sinirlendiğimi söyledim ama dürüst olayım Ferhat, çabaladı. Aslı’dan da vazgeçmedi. Aslı, dünyasının ve hayallerinin yıkıldığını hissediyor. Hak veriyorum daha da ötesi onunla duygudaşlık edebiliyorum ama öte yandan “Bir gün birisi çıkıyor, bir çocuğun var diyor. Tek acı çeken sen misin doktor?” diyen Ferhat da haklı. Bunu en başından beri bilip ikili bir hayat kurmuş değil ki o. Vildan’a gayet net söylediği gibi “Benim bir tek ailem var: Aslı ve bebeğim!” dedi, herkese ve Aslı’ya da… Evet, en başında karşısına alıp doğru dürüst açıklama yapmadığı için hata etti ama defalarca kendini anlatmaya çalıştı. Hatta Ferhat Aslan’ın asla yapmayacağını yaptı eline bir buket çiçek alıp geldi. “Senden öncesi de sonrası da yok Aslı. Artık biz varız!” demeyi bildi. Seni seviyorum diyemedi, hata etti, tamam ama bu defa “Güzel, Çirkin’e seni istemiyorum demeden bu masal bitmez!” dedi. “Yüreğin yalan söylemiyor, o bitti demiyor. Seninle yanarım.” diyor dedi. Kısacası Ferhat’tan beklenmeyecek bir efor harcadı ve kendince mücadele etti.

Yusuf’un serbest bırakılması bir dönüm noktası oldu, Aslı ve Ferhat için. Ferhat’ın burada Aslı’nın yalanına takıldığını düşünmüyorum ben. Benim tahminim Ferhat, Yusuf’u yine alıp bir yere kapadı ve onu konuşturacak, kesin kararlı. Bu süreçte Aslı için ev tehlikeli ve gerilimli tam da o yüzden gitmesine izin veriyor diye düşünüyorum. “Gözümün içine bakarak bittiğini söyle!” demesi Aslı’yı duygularıyla yüzleştirme çabası ama atladığı bir şey var. Sanılanın aksine en kolay yalanı gözler söyler ve o psikolojideki Aslı gözünün içine baka baka “Bitti!” diyebilir. Ferhat’ın o “bitti” ye hiç inanmadığını düşünüyorum ama öncelikler değişti. Yusuf’un söyleyeceklerini dinlemek ve geçmişini yeniden yorumlamak istiyor Ferhat. Bunu yapamadıkça kafası rahatlamayacak ve Aslı’ya vadettiği hayatı ona sunamayacak. Sadece bu nedenle zaman kazanmaya çalıştığını düşünüyorum.

Aslı, Jülide’yi alıp gidebilecek mi? Giderse nelere maruz kalacak bilemiyorum ama ben de Ferhat gibi “Bu masal, bitmedi Aslı!” diyorum.

 

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.