Çağan Atakan Arslan

Söz’ün ikinci bölümünü bir gün gecikmeyle izleyebildim. Hakkında yazmayı planladığınız bir diziyi gününde izleyemiyorsanız en büyük risk istemeden de olsa bölümü izleyenlerden yorum duymaktır. Bu defa, bir şekilde kendimi bundan korumayı başardım ve hiçbir bilgim olmadan oturdum ekran başına. Ancak itiraf ediyorum reytinglere baktım. Sevindirici olan geçen haftadan iyi gelmiş olması. İyi bir başlangıç yapmıştı zaten, izlenme oranındaki artış da ümit verici.
Bölüm bu kez şehit cenazesiyle açıldı. Dramatik yanı ağır basan bu sahne iyi kotarılmış, gördüğüm kadarıyla. Ajitasyona gitmeden duyguyu tam vermeyi başarmışlar. Üstelik bu kadar duygusal bir giriş, izleyiciyi de bölüme odakladığından bence doğru tercih.

 Geçen bölümün finalinde tanışmıştık Çolak’la. Bu bölüm hikâyesini öğrendik. Benim edindiğim kanı onun yürüyen bir robot olduğu. Eşi ve çocuklarıyla ilgili trajik bir alt metin verilmiş ancak bu bende acıma ya da empati duygusu uyandırmadı, tam tersine Çolak’ın acımasızlığının altını çizdi. Karısından geçtim de çocuklarını gözünü kırpmadan vuran bir adam ( gerekçesi ne olursa olsun) hiçbir duygu taşımıyordur, bana göre.

Bu hafta ekibi, biraz daha detaylı tanıma fırsatı bulduk. İlk bölümdeki fikrim devam ediyor; benim bu ekipte favorim, kesinlikle Mücahit olacak. Ancak bu hafta, özelliği biraz daha netleşince Avcı’yı da sevdim, doğrusu. Ekibin eksik üyesi Zafer, henüz katılmadı aramıza onunla ilgili şu anda net fikrim yok. Söylemezsem olmaz, dizide belli bir ağırlığı olacak bir karakteri giriş bölümüne koymamayı anlarım ( Eylem Mercier gibi), ikinci bölüme saklarsınız ve çarpıcı bir girişle izleyiciyle tanıştırırsınız ama ikinci bölüm de bitmiş ve hâlâ kahraman ortada yoksa bunu anlayamam. İzleyenin gözünde tim bu hâliyle pekâlâ oluştu ve iş görüyor o zaman niye ilave bir ismi alıp bağrına bassın ki? Zafer’in eksikliğini izleyene hissettirmiyor, öykü. Bu durumda da Zafer şu an için işlevsiz kalıyor dizide. Demem o ki ara ara adı geçse de varlığı sezdirilse de Zafer’in öyküye dâhil edilmesi bence çok gecikti. Görevden bu bölüm gelmeli ve takımın içinde yerini almalıydı. İzleyici de diğerleri gibi ona ısınmalıydı. Bir taktik hata yapıldığını düşünüyorum, bu konuda.

Doktor Bahar, anlaşılan o ki, İstanbul’a dönmeyecek. Yavuz Yüzbaşı’dan bölgenin şartlarından daha çok etkilendiğini düşünüyorum ancak Bahar ve Yavuz arasındaki yakınlaşma için şu an çok erken diyorum. Bahar’ın Yavuz’a bağlanmasını anlarım ama Yavuz’da bu duygular çok çabuk karşılık bulursa bana pek de inandırıcı gelmeyecek, dürüstçesi.

Ateş Acar, ikinci bölümde en fazla öne çıkan isimlerden biriydi. Gerek istihbaratçı yönü gerekse çapkınlığı iyi çizilmişti. Yarbay Erdem’in kızı Nazlı ile karşılaşmaları da oradan bir ateş çıkacağını sezdirdi.

Söz, ilk bölümden itibaren aksiyon dolu atmosfere güldürü unsuru katacağının da işaretlerini vermişti. Bence çok isabetli olan bu tavrın yanına bu hafta bir de askerlerin operasyon dışındaki gündelik hayatlarını eklemişler. Bu, çok daha sıcak ve doğal hâle getirmiş diziyi. Bu arada Hemingway hayranı Fethi’yi de çok sevdim.

Bahar – Yavuz, Nazlı – Ateş çiftlerinin yanına bir de Eylem – Fethi gelecek belli oldu. Açıkçası benim en beğendiğim de onlar. İyi işlenirse oradan çok güzel bir yan öykü çıkacak gibi geliyor bana.

 

Dizide kadın oyuncuların rolü arttıkça ne yazık ki benim ilk bölümdeki kaygım iyice su yüzüne çıktı. Sadece Meriç Aral rahatsız etmedi gözümü ama özellikle Aybüke Pusat oldukça zayıf kalıyor, Doktor Bahar’da. Aybüke Pusat’ın Bahar’ı doğru anladığını düşünmüyorum ve Bahar’a inanmadığı için de izleyiciye etkisi geçmiyor rolün. Bu hafta Tolga Sarıtaş’la ikili sahnelerinde de izledim. Oradan da edindiğim izlenim ne yazık ki “muhteşem” bir ikili doğmayacak gibi duruyor.

Bu tarz dizilerde kadın izleyiciyi çekmek bana kalırsa çok önemli. Bunu en iyi başaran dizi de Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz… Orada kadın oyuncuların hem çok ağırlıklı hem de oldukça farklı kimlikleri var. Elbette oyuncunun bu kimliği doğru taşıması ve doğru yansıtması çok önemli… İlk iki bölüme bakınca ne yazık ki bence Söz’ün en büyük eksisi bu… Meriç Aral hariç diğer kadın oyuncularda bu gücü hissedemiyorum ve ne yazık ki diğer oyuncuların da etkisini zayıflatıyor, bu durum.

Diğer oyuncular demişken bir diğer itirazım da Nihat Altınkaya’ya… Geçen hafta da dile getirmiştim Erdem Yarbay ekibin ne yazık ki en zayıf halkası. Nihat Altınkaya’dan CEO olur, doktor olur, iyi aile babası olur ama ne yazık ki bir özel tim komutanı olamadı. Ne o kararlılığı, ne babacanlığı, ne hâkimiyeti bulabiliyorum ben. Çok önemli bir kimliğin bu kadar pasif kalmış olması da bence dizi için ikinci eksiyi oluşturuyor. İlerleyen bölümlerde çok sağlam bir oyuncu rejisiyle bu aksaklıklar giderilebilir mi, emin değilim.

Kadın oyuncular ve Erdem Yarbay bu bölüm daha fazla battı gözüme. Dizinin genel havasını, senaryoyu ve anlatımı çok beğensem de bu beni ne kadar “sürekli izleyici” kılabilecek, bilemiyorum.

Geçen hafta, finalde tanıştığımız Çolak’ı çok beğendim. Serhat Kılıç, psikopat Çolak’a çok yakışmış. Öyküsü derinleştikçe hele hele “Sarı Komutan”la karşı karşıya geldikleri sahnelerde çok güzel performanslar bekliyor bizi.

Hafız’ın eşinin bebeği kaybetmesi belli ki başka problemlere yol açacak. Yıllardır özlemini çektikleri ve “son şans” olarak düşündükleri bebeği yitirmiş olmak evliliklerinde de sıkıntılara sebep olacaktır. Asker karısı, anası olmak gerçekten çok zor… Daima yürek çarpıntısı yaşamak, rahat uyuyamamak, hep kaygı içinde olmak ve en zor zamanlarında yalnız olmaya alışmak demek. Her kadının kolay taşıyabileceği bir yük değil. Çok güçlü olmak lazım… Yıllarca çocuk özlemi içinde olan bir kadın, bebeğini bir defa daha kaybettiğinde ve o sırada kocası da yanında değilse bunu nasıl taşır, bilemedim. O acının ne kadarı eşe kırgınlığa dönüşür, ne kadarı şartlardan nefret etmeye varır, izleyip göreceğiz. Bütün bunların Hafız’da yansımaları nasıl olacak, onu da merakla bekliyorum.

Umarım, öykünün askerî boyutu ilerlerken kahramanların bireysel hikâyelerinin de derinleştirilmesi unutulmaz. Dram ayağı komediyle iyi bütünleştirilir.

Söz’ ün bende hâlâ kredisi var. Hikâyesine de onu ortaya koyuşuna da inanıyorum. Aksayan yanlarına şimdilik pek takılmamaya çalışıyorum. Bir gün izlemekten vazgeçersem de bu öyküden değil oyunculuklardan yorulduğum için olacak.

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.