Yazar: Ayşe KUTLUHAN

Geçen haftayı iki kritik noktayla kapamıştık: İlki Cansu, Mert’i saklayanın aslında annesi olduğunu öğrenmişti. İkincisi de Cenk, Azra’nın düşen cüzdanında gördüğü resim ve notla Azra’yla Cansu’nun kardeş olduğunu anlamıştı. Azra’nın Sumrular içerdeyken Meryem’in kapısına gelmesi açıkçası içime bir umut serpmedi hiçbir şekilde. Zira Mert’i orada göremeyeceği aşikârdı. 9. bölüm fragmanında Cenk’in bulduğu resmi “Azra’nın gerçek yüzü” diye babaannesine sunması, yeni bölüm heyecanımı tamamen tüketmişti. Aklımda sadece ‘’Acaba Feride Hanım Azra’ya inanacak mı?’’ sorusu vardı.  Bölümün final yaptığı yerde izleyiciyi meraka düşüren olayı fragmanın çürütmesini sevmiyorum sanırım. Fragmanlar yeni bölümün tanıtımı ve izleyiciye katacağı heyecanı için çok önemli unsurdur. Bölümü heyecanla bekleyeceğim bir fragman sunmalı bana kanal, finalin cevabını alacağım bir fragman kesinlikle değil. Ben haftayı her zaman ‘’Acaba ne olacak?’’ diye geçirmeliyim.

Cansu’nun Mert’in yerini bulmasına ve apar topar koşup gitmesine umut bağlamıştım bu bölüm. Her ne kadar aşk ve kardeşlik arasında kalsa da Mert’e olan sevgisine hiç şüphem yoktu. Ancak bir kez daha yanılttı beni Cansu ve kendi menfaatleri uğruna Azra’yı da Mert’i de harcamakta hiç tereddüt etmedi. Hamurunda kötülük var, diyor kalbimin bir köşesi. Hani anasına bak kızını al, derler ya bizimki de o hesap sanırım. Sumru’nun içindeki şeytan Cansu’nun içine de sızmış ve yerleşmiş bir güzel. Gayet de iyi besleniyor, Azra’yı bahane edip.

Öte yandan Sumru’nun dolduruşundan çok, gördüğü rüyanın onda bıraktığı etkiden olacak ki Mert, Azra’nın onu bıraktığına iyice inanıyor. Azra’ya kızdıkça da bir o kadar Fatma’ya bağlanıyor… Öyle ki ağlayan Fatma için ‘’Ağlamasın. O da gelsin.’’ derken diğer taraftan pastanın üzerine çizilmiş ablaya tahammül dahi edemiyor. Fatma’nın kastettiği abla Azra değildi hâliyle. Kendisi ya da Cansu da olabilirdi. Ancak anladık ki Mert için “abla” figürü sadece Azra’dan ibaretmiş.

Sumru’nun Mert’i kaza davası karşılığında Azra’ya karşı kullanacağını öğrendik bu bölüm. Fatma için çok makul düşünüp yanında götürmesi pek Sumruluk bir olay değildi zanlımca. Onun bir manevrayla tez vakitte Fatma’dan kurtulacağı belliydi. İşin kötü tarafı bunu Fatma’nın duyması oldu. Mert’e kötülük yapabilecek bir kadın değildi asla Fatma, ne var ki hasta bir kadındı. Bilinçsiz bir şekilde, istemeyerek de olsa ona zarar verme olasılığı yüksek. Bu durumda Mert’in Azra’ya gitme olasılığı bende çok zayıf. Ben, Fatma’nın Mert’in hayatında daimi kalacağına inanıyorum. Sumru’nun evinde Cenk’in Mert’i görmesine ramak kalması, Tarık’ın yemek dağıtım araçlarına kayıp ilanını bastırması alanı iyice daralttı gibi geliyor bana. Bildiğim bir şey varsa Sumru’nun Mert’in kaybolma meselesinden kolayca sıyrılıp çıkacağı.

 

Sadece Çelen ailesinin değil bütün Elimi Bırakma dizisinin izleyicilerinin bencil, öfkesinin kurbanı ama bir o kadar da “eksik” çocuğu Cenk Çelen: Babaannesi için düşünüp uyguladığı doğum günü sürprizi onu bu kadar mutlu etmişken keşke, öfkesine körü körüne yenik düşüp bomba dediği o gerçeği ona o gece sunmasaydı. Bir kez olsun sakin kalabilmeyi başarıp babaannesinin ne kadar mutlu olduğunu görüp onun sevincine karşılık hediye olarak eline dikenli bir gül bırakmasaydı. Amacı en başından belliydi Cenk’in: doğum günü organizasyonunu sırf Azra’yı deşifre etmek için – bana göre tamamen incitmek için- planlamıştı ve babaannesinin mutluluğunu yok etmeye gönlü razı geldi. Ne yaşıyor, kendi içinde diye düşünüyorum zaman zaman.  Cenk’i anladığım yerde ben kayboluyorum bazen. Öfke ve bencillik onu o kadar ele geçirmiş ki etrafında olanlara kör ve sağır olmuş adeta. Azra’nın hayatına öyle bir yerden dalıp girmişti ki babasının ölümüne şahit olmuş, Mert’le sokakta kalmasında onların yanında bulunmuştu. Ama niyeyse şimdi, bütün bunların hiçbir önemi yok onun için. Öyle ki Sumru ve Cansu’nun anlattıklarına kuzu gibi inanıp onların peşinden gidiyor fütursuzca. Parçaları birleştirip kalbine inanmaktansa öfkesine yenilip bencilliğiyle hareket ediyor, Cenk Çelen. Bütün bunlara rağmen annesinin Azra’yı kovduğunu öğrenince içinde bir şeyler dökülüyor, her ne kadar kendi kabul etmese de.  Azra’ya anlat diyor ancak onun anlattıklarını duymuyor bile çünkü kendi doğrularında ilerlemeyi tercih ediyor. Kendi doğrularında ilerlerken babaannesinin kendi inandıklarına göre ilerlemek istemesine isyan ediyor. “Devam et!” diyorum bende onun bu davranışlarına.  Devam et, Cenk Çelen! Gerçek sandığın yalanlar gün yüzüne çıktığında Azra’ya döktürdüğün her gözyaşı senin kalbine saplanacak bir ok gibi. Öyle bir savaşın içine gireceksin ki Azra, seni affetse bile sen kendini affetmeyeceksin.

Ve Külkedisi bir kez daha mağlûp olmuştu; üvey annesiyle beraber üvey kardeşiyle girdiği hayat mücadelesinde. Daha da kötüsü prenste kanmıştı üvey annenin yalanlarına. Kötüler hep sonunda kaybediyor demiştim, geçen haftaki yazımda ama hepimiz çok net biliyoruz ki bu masalda kaybeden üvey anne olurken kazanan Külkedisi olacak en nihayetinde.

Genel Notlarım:

  • Bütün kötü karakterler yerini ve tavrını en başında belli etti diye düşünüyorum. Bu yüzden olsa gerek Sumru’ya yaptıklarından dolayı zerre öfke duymuyorum. Onun genlerinde var kötülük. Yapmazsa karnı doymaz. Ancak asla ve asla Cansu’yu affetmeyeceğime yemin edebilirim. Sırf huzuru kaçmasın diye her şeye rağmen Azra’nın onu düşünüp gerçekleri anlatmamasına karşılık annesine uyup alenen yalan söylemesini kabul edemiyorum. Cansu bendeki kocaman hayal kırıklığı! Annesinin kızıymış dediğim oldu daha önceki bölümlerde. Azra’ya karşı Cenk’e yalan söylemesini anlasam da Mert’i saklamasını asla anlamıyorum. Anlamayacağımda! Kara listemin en başındasın artık, Cansu! Azra’nın da aptallık yapıp bir gün Cansu’yu affetme olasılığını kabul edemiyorum ki bir gün ağlayarak kapısına gelecek olan Cansu’yu affedeceğini de çok net biliyorum. Saf bizim kız. Ancak suçlamalar karşısında acizce ağlamayı biliyor. Yavrum, sen Amerika’larda nasıl okudun bu saflıkla?
  • Tarık’ın Azra’ya inanıp ona sahip çıkmasını takdir ederken Cenk’i silip atmasına içerlemedim dersem yalan olur. Aşk kalbe girince akıl uçup gidermiş derler, doğruymuş. Tarık, kalbini eline alıp çok rahat bir şekilde kardeşine sırtını dönebiliyor. Tıpkı Cansu gibi…
  • Arda’nın madde tedavisi gördüğü okulda yayılınca işler oldukça karışıyor. Okulun kötü çocuğu hem kendisine hem sevdiğine musallat oluyor. Bu bölüm kendini kontrol etmeyi başaran Arda, görünen o ki gelecek bölüm bunu başaramayacak…
  • Meryem’e üzüldüm sanırım. İstemeden de olsa Azra’ya zarar vermesi, onu yer yurt değişmeye kadar götürüyor. Açıkçası suçlu olduğunu düşünmüyorum. Zira kandırıldılar. Gerçekleri öğrenince söylemek istese de korktu. Eee malum, karşısında ki Sumru…
  • Annesinden kalan tek yadigârını Şeker teyzesine hediye olarak veren Azra’ya ayrı; gelininin ‘’Kovdum!’’ dediği Azra için ‘’O benimle konuşmadan gitmez.’’ diyen Şeker teyzeye ayrı, kalbimi bırakıyorum. Sizin ilişkiniz çok özel…

Geçen haftaya göre daha akıcı bir bölüm seyretmenin mutluluğunu yaşıyorum. Görünen o ki gelecek hafta aksiyonu bol, inişli çıkışlı bir bölüm seyredeceğiz. Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık.

Sevgiyle kalın…

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.