Yazar: Leyla ÖZKAN

Vuslat, tanıtımını ilk gördüğümde ilgimi çeken bir yapım olmuştu. İtiraf etmeliyim ki Kadir Doğulu’nun da etkisi yok değil “Vuslat” merakımın artmasına. Bütün projelerini takip ettiğim bir oyuncu, kendisi. İlgi çeken kurgusu da oyuncu faktörüne eklenince merakla oturdum ekran başına.

Genel olarak kurguya ve karakterlere şöyle bir bakacak olursak:

Birbirine çok zıt iki kardeş, Kerem ve Aziz. Kerem, sorumluluk sahibi olmayan ve sürekli sorun yaratan, ailenin istenmeyen çocuğu. (Annesi Perihan Hanım’ın konuşmalarından Kerem’in üvey ve istenmeyen çocuk olduğuna kanaat getirdim.) Öte yandan Aziz, oldukça sorumluluk sahibi ve sert yapılı bir adam. Aile şirketlerinin sorumluluğunu da Aziz’in üzerinde. Açıkçası Aziz, babasının illegal işlerini bilip kendisini bu işlerle hiçbir ilişkisi yokmuş gibi gösterse de aslında onun da karanlık bir tarafı olduğunu dizinin ilerleyen sahnelerinde, işlediği cinayetin ardından gösterdiği soğuk kanlı tutumdan anlamış olduk.

Aziz’e nazaran Feride, sıradan bir mahallede babası, kardeşleri ve üvey annesiyle yaşayan, diğer iki kardeşinin aksine, çalışıp ailesine destek olup onlara yetmeye çalışan bir karakter olarak çıktı karşımıza. Aziz’in zengin, gösterişli yaşantısıyla Feride’nin maddi durumu, içine düşecekleri aşkta onları ne gibi zorluklarla karşı karşıya getirecek hep birlikte göreceğiz.Zira söz konusu Feride’nin paragöz üvey annesi ve Aziz’in zengin ve elit annesi olunca işler fazlasıyla karışacaktır, muhtemelen.

Bölüm, Aziz’in kendisini toprak altında gördüğü rüyayla başladı. Aziz’in rüyadan uyandığında saatin altıda durduğunu fark etmesi ve devamında dedesini ziyaret etmek için gittiği mezarlıkta “Oyun altıdan başlar.” sözlerini duyması, onunla birlikte hepimizin kafasını bulandırdı.  Ancak ilerleyen sahnelerde Salih Efendi’nin bizi Satranç-ı Urefa ile tanıştırmasıyla Aziz ve Feride’nin kaderlerinin birleşeceğinin sinyallerini verdi bize.  İtiraf etmeliyim ki Aziz’in rüyası ve Satranc-ı Urefa, benim de kafamı oldukça karıştırdı. Daha önceden aşina olduğum bir şey değildi kesinlikle ve ismini duyduğum anda kaynaklardan ne olduğuna bakarken buldum kendimi.

Aziz’in gördüğü rüyadan uyandığında saatinin altıda durmuş olmasının ardından enteresan bir sahneyle daha karşılaştık. Salih Efendi’nin antikacı dükkânında bulunan saatlerin biri dışında hepsi altıda durmuştu ve yalnızca bir tanesi çalışıyordu. Art arda gelen bu iki sahneden sonra Feride ve Aziz’in bir kaza sonucu karşılaşması ikisinin kaderlerinin tek bir çizgi üzerinde ilerlediğinin işaretiydi. Bu sahnede dikkatimi çeken detay, Aziz’in Feride’nin gözlerinin içine baktığı andaki ifadesi oldu ve bana sanki onu bir yerlerden tanıdığı hissiyatı verdi . Muhtemelen ona rüya ile ilgili bir şeyler çağrıştırdı ancak tam çıkaramadı ve anlık bir aşinalık yaşadı. İlerleyen bölümlerde Aziz’in rüyalarının tekrar edeceğini düşünüyorum. Salih Efendi’nin çalışan saati Feride’ye vermesiyle de oyun resmî bir şekilde ikisinden habersiz başladı.

Şu kısma parantez açmak istiyorum: Abdullah amcanın “Sakın ola ki zanna kapılıp hüküm verme.” demesi beni oldukça etkiledi. Bu sözlerin ardından Feride’nin Aziz’in işlediği cinayetlere şahit olması içine düşeceği ikilemin işaretçisi diye düşünüyorum. Bu söz Feride’nin kafasında bir kaç defa da tekrarlatılmıştı. “Gerçeği bilmeden, ihtimal üzerine hüküm verme!” diyor bu söz, bizlere. Feride de gördükleri üzerine, Aziz’e “Siz, üç kişinin ölümüne sebep oldunuz.” demişti. İlerleyen bölümlerde onun bu söze göre mi, yoksa peşin hükümleriyle mi hareket edeceğini, kestiremiyorum şu an. Önümüzdeki bölüm, bu konuda bize ışık tutar diye düşünüyorum.

Feride’nin şahit olduğu cinayet için suç duyurusunda bulunacağını düşünmüyorum ki bulunsa da Aziz’in gücü onun önünü keser. Öldürülen kişilerle kardeşinin ilişkisi onun elini ayağını bağlıyordu. Bu durumda kendisi, bir şeylerin peşine düşmek için restorana döndüğünde Aziz engeli ile karşılaştı.

Vuslat, değişik ve gizem dolu kurgusuyla beni içine çekmeyi başardı. Daimi izleyicisi olacağımdan hiç şüphem yok. Bölüm boyunca beni en çok meraka koyansa Aziz’in, rüyasında gördüğü mezarın başındaki o, dört kişi oldu. Bunların üçü belirgin bir şekilde bize sunuldu zaten: Salih Efendi, Abdullah  ve Feride. Diğerinin yüzü gösterilmeyince “Dördüncü kişi kimdi?” diye sormadan edemedim, kendime. Salih Efendi’nin, Feride’ye verdiği saatin arkasında Aziz’in dedesinin ismi yazılıydı. Saat, dolaylı yolla Aziz’in eline ulaşınca rüyada, mezarın başındaki dördüncü kişi, Aziz’in dedesidir diye düşünmeden edemedim.

Aklımdaki bir diğer soru işaretiyse Feride’nin babasının dükkânının yanması. Açıkçası annesinin parmağı var diye düşünüyorum ancak amaç nedir, kestiremedim.

Yazıma bölümün son sahnesinde söylenen sözlerle veda etmek istiyorum. “Ateşe âşıksan onun hakikatini öğrenmek için ateşe düşecek, onunla yanacaksın amma yandıktan sonra, onu anlatacak aşkı söyleyecek bir sen kalmayacak. Döne döne yanacak, yana yana bitecek, bittiğin an olacaksın.” Feride ve Aziz de bu cümlelerden nasibini alacaktır.

Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık. Haftaya görüşmek üzere.

Sevgiyle kalın.

 

 

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.