Yazar: Sinem ÖZCAN

Geçen hafta bütün düğümler çözülünce “Yenileri atılacak, vakti geldi.” demiştim. Bu bölüm, finale kadar buna hazırlık olarak geçti.  Birkaç haftadır mahallenin ana mevzusu olan “bebek meselesi”nin bu bölüm bizi oyalayacağı belliydi. Kendimi hazırlamıştım. Yine de, itiraf ediyorum, ne kadar hazırlıklı olursam olayım Ayşen ve Şener’in elinde perişan olan çocuğa içim sızlamakla birlikte sıkılmadım değil.

Ben fazlaca uzayan yan çatışmaları sevmiyorum. Bebek işi, neredeyse son üç bölümün tam ortasına oturmuştu ve sonu baştan belli bu konunun bu kadar detaylandırılması beni bir miktar boğdu. Haksızlık da etmeyeyim ama 150 dakikalık bölümü doldurmak gerçekten çok zor iş… Hele diğer dizilerde olduğu gibi “İki klip koy, manalı manasız flashbackler göster o da olmadı mı al ağır çekime, ordan da kazanalım birkaç dakika..” anlayışı olmadığından daha da zor. Üstelik iyi de işlendi ve doğru yere de bağlandı konu. Benimki daha çok “kronik Şener rahatsızlığı”mla ilgili, bakmayın siz bana!

Emel ve İlyas’ın acemi sevgililikleri, bu hafta yüzümü en çok güldüren detaydı. İnsanları sevmeyi çok iyi bilen, bunu da en doğru biçimde gösteren ikilinin söz konusu birbirlerine karşı hisleri olunca toylaşmaları, afallamaları, başkalarından medet ummaları çok doğru verilmişti. Ben uzun bir süre Emel ve İlyas dost mu kalsın, sevgili mi olsun tereddüdü yaşadım. Dostlukları da çok güzeldi çünkü ve bizim yerli dizlerde pek de alışık olmadığımız bir durum bu. Ayrıca birbirlerinin geçmişine ve bu geçmişten aldıkları yaralara yakından şahit olmuş insanların bunu aşıp hasarsız birlikte olmaları çok zor. Yine de gelinen noktada o yaralar çok güzel kapatıldı ve sevgili olarak birbirlerine çok yakıştılar diye düşünüyorum. Her ikisi de sınavlarını vermiş, çilelerini çekmiş olduklarına göre aşk onların en doğal hakkı. ( Darısı Feridun’umun başına)

32. bölüm 1

Itır ve Tarık arasındaki çocuk problemini de çok yerinde buldum. Adile’nin onları “torun” noktasında sıkıştıracağı zaten belliydi. Kâğıt üstünde aylardır evli olsalar da henüz birlikte yaşamaya adapte olmaya çalışan çiftin arasında bunun problem olması da beklenen sonuçtu. Geçen hafta, ortak yaşama alışmaya çalışıyorlardı bu defa bir level yükseldi iş ve ilk ciddi fikir ayrılıklarını yaşadılar.

En büyük korkum, gerçekler ortaya çıkınca Itır ve Tarık’ın ilişkisi ihmal edilmesi ve onların da mahalledeki diğer çiftler gibi sıradanlaşmasıydı. Çok şükür ki korktuğuma uğramayacağım gibi görünüyor. Buna da çok memnunum. Bizim Yeşilçam filmlerimizde bir gelenek vardır, adına da “mutlu son” diyoruz.  Bunun açılımı: Büyük bir aşk yaşanır, bin türlü engel aşılır, çileler çekilir ve sevenler kavuşur yani evlenir. Biz perdede “SON” yazısını okuruz. Evlenirler ve biter. Bir anlamda evlilik aşkın sonudur. Oysa biz Itır ve Tarık’ta ilk bölümü izlemedik. Doğrudan evlilikten daldık olaya. O da son iki bölüme kadar “sözde” evlilik… Eğer bundan sonrası iyi dolmazsa o zaman tamamen boşa çıkacaktı o hikâye ve işlevsiz bir süs olacaktı.

Hâlbuki öykünün en kilit çifti onlar. Hele bundan sonrasında etkinliklerinin daha da artmasını bekliyorum. Bu da ancak inandırıcı olmayan aşka, inandırıcı bir evlilik yazmakla olacak. İki bölümdür de bunun yapılmakta olduğunu düşünüyorum.

Çocuk isteyen Tarık’ı da çocuk sahibi olmaya hazır olmayan Itır’a da inandım bu bölüm, ben. Taraf tutamadım; o haklı, bu haksız diyemedim. Her iki tarafın da argümanları geçerliydi gözümde. İlk anda sürtüşmenin olması da çok normaldi, sondaki çözüm de… Çocuk için şu an erken mi bilemedim ama Münir’in inadını da büyük ihtimalle ancak böyle bir haber kırar diye düşünmüyor değilim.  Geçen bölüm,

Ayşen ve Şener’in bebeği Itır’a da uğurlu gelir ve babasıyla arasını düzeltir diye düşünmüştüm ama Münir’in inadını hafife almışım. İçi gitse de kızı için “meymenetsizin gelini” lakabından vazgeçmiş görünmüyor. Ancak finalde ortaya çıkan tablo, taşların yerini değiştirecek gibi duruyor.

 

32. bölüm 6

Ayşen’in sarsaklığı, Münir’in mektubu bulmasını sağladı. (Mektup niye onda anlamasam da Ayşen bu, deyip çok da sorgulamıyorum) Münir ilk şoku atlattıktan sonra o mektubu kimin yazdığını öğrenmeye çalışır ancak ben, her şeye rağmen Adile’nin Mürvet’i ele vereceğini sanmıyorum. “Kim yazdı?” sorusunun cevabı da çok önemli değil bu noktada aslında. Önemli olan Adile’nin niye Münir’i beklemeden bir başkasıyla evlendiğinin ortaya çıkışı…

Bundan sonra Münir, Adile’ye kırgınlığının temelsiz olduğunu fark edip geri adım atmalı. Atmalı, atmasına da her şey o kadar da gül bahçesi değil… Adile, Münir’i affetse de ortada ciddi bir Tarık sorunu var. İşte olayların gelip bağlandığı bu noktada Itır ve Tarık ilişkisi çok önem kazanacak.

Münir, Tarık’ı yumuşatmak zorunda öyle ya da böyle… Bunun yolu da önce kızını affetmesinden geçiyor. Itır, anne ve babalarının sevdasına Tarık kadar sert yaklaşmıyor. Tarık’ın ikna edilmesinde ona büyük pay düşecektir. Tabi, önce baba – kız arasındaki buzlar erirse… Baştan beri Münir’e ısrarla “Baba” diye Tarık, artık azarlanmadan damat olarak kabul edilirse… Özetle Adile ve Münir’in bunca yıl sonra kavuşmalarının anahtarı Tarık’ta… O anahtarı kullanabilmek için de adım atması ve kartlarını doğru oynaması gereken Münir…

Öykünün şu an geldiği nokta, benim baştan beri görmeyi arzu ettiğim yer aslında. Şimdi Itır ve Tarık’a derinlik verilebilir, şimdi onların karakterlerindeki çizilmemiş detaylar şekillendirilebilir. Artık gerçek anlamıyla büyük bir aile olabilmeleri için olayın duygusal boyutunda biraz çalışmak gerekiyor, diye düşünüyorum.

 

32. bölüm 5

Bu hafta beklediğim Itır ve Tarık sahneleri de gelmeye başladı. İzledikçe de bu sahneleri beklemekte haklı olduğumu gördüm. Yeliz Kuvancı ve Can Yaman’ın iyi bir kimyaları var ve ikili sahnelerinde pozitif bir elektrik oluşuyor. Özellikle çocuk konusunda tartıştıkları sahnede çok beğendim ben, Yeliz Kuvancı’yı. Tarık’ın sakin ama gardını almış tavrını, öfkesini jest ve mimiklere taşıyarak vermesini ve Itır’ı sevimsizleştirmeden hırçınlaştırmasını çok sevdim.

Kucağında bebekle arabadan inip babasıyla göz göze geldiği sahnenin duygusallığını da çok iyi geçirdi, izleyiciye. Itır, dizinin can damarlarından biri ve Yeliz Kuvancı ona hak ettiği hareketliliği getirdi.

Can Yaman’a gelince… Itır & Tarık tartışma sahnesi en sevdiğim sahneydi, tartışmasız. O sahnede iki şey dikkatimi çekti: İlki ses tonu… Öfkeyi bastıran ama soğuk ve uzlaşmaz bir tını… Bağırıp çağırmadan, kızgınlığı verişi; dudaklarını kısarak dişlerinin arasından söylediği cümleler ve onların yarattığı etki: “Kendimi tutuyorum ama geri adım atmaya niyetim yok” tavrı ses tonuyla ancak böyle aktarılırdı, diye düşünüyorum. İkincisi de beden dili… Daha doğrusu tek bir hareket… Kucağına yastığı alıp kollarını yastığın üstünde kavuşturmuş bir Tarık görüntüsü… Itır’a ve izleyiciye gönderilen mesaj: “Savunmadayım ve gardımı aldım, farklı bir düşünceye kapalıyım ve üstüme daha çok gelirsen sorun çıkarırım. “ Sözsüz iletişimin temel hareketlerinden biridir, bu. Çok net ve çok evrenseldir. Mesajı da karşı tarafa çok direkt iletir. Karşısında sinirlenmiş ve sinirini el ve kol hareketleriyle gösteren biri varken, yatakta oturur konumdayken, yani fazla jest kullanma şansına sahip değilken vermek istediği mesajı karşı tarafa bir tek hareketle daha doğrusu hareketsizlikle iletmek, çok ama çok akıllıca bir tavırdı. Bu hareketi düşünerek mi sezgisel mi seçti bilemiyorum ama her iki durumda da sahneyi çok etkileyici kıldığı kesin. Üstelik Yeliz Kuvancı’nın doğal olarak fazla jest kullandığı sahnede bu durağanlık çok hoş bir tezat yarattı ve çok başarılı bir sahneye imza attı, yine.32. bölüm 12

O sekansın devamı niteliğinde olan ofisteki sahnede, Itır’ın müvekkilleriyle konuşmasını masasından izleyen Tarık’tan onlar gidince bir hamle geleceği belliydi, elbette ama müvekkillerden birinin “Yuvayı yapan da koruyan da çocuk.” repliğiyle yüzünde birden canlanan “Benim anlatmak istediğimi, adam anlatıyor.” mimiği ve ardından yerine gelen neşesi gerçekten çok hoştu. (O mimiğe kadar Tarık’ı flu gösterip tam o anda dikkatleri o mimiğe yönlendiren Metin Balekoğlu tarzını çok sevdiğimi söylemiş miydim? ) Müvekkiller bürodan ayrılırken Tarık’ın o masadan nasıl kalkıp Itır’ın yanına nasıl gideceği benim zihnimde canlanmıştı bile ve düşündüğümün neredeyse birebir aynısını çizdi, Can Yaman. Bir oyuncuyu gerçekten iyi anlamak bu olsa gerek, diye düşündüm… Hangi durumda hangi tavra bürünür, hangi mimiği kullanır, hangi jestle davranır; daha o canlandırmayı görmeden ne yapacağını kestirebilmek…

Finalde çocuk konusunun tatlıya bağlandığı sahne de yine çok beğendiğim sahnelerinden biriydi. İlk sahnenin aksine bu defa öne çıkan ses tonu değil jest ve mimikleriydi. Kamera açısı çok iyi ayarlanarak altı iyice çizilen bakışlarına ve tartışmanın galibi olduğunu anladığında yüzündeki aydınlanmaya bayıldım. Emeğine, yüreğine sağlık Sevgili Can…

Gelecek haftanın fragmanında elinde gördüğüm mikrofon bana bir “Acaba?” dedirtti. Acaba bir de şarkı söylerken mi izleyeceğim Can Yaman’ı. Hiç bilmediğim yönlerinden biri de o… Merakla bekliyor olacağım.

 

32. bölüm 8

 

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.