Yazar: Sinem ÖZCAN

Haftalardır adı geçen Ahsen, bölüm sonunda çıkıp gelmeseydi bölüme bambaşka bir yerden bakıp öyle düşünecektim ama Ahsen’in beklenmedik gelişi MKC ve Barca’yı şoke etmekle kalmadı benim planlarımı da değiştirdi.

Polis kolejinde bizim ikiliyle ve tabi Demiray’la birlikte bulunmuş bir kadından söz ediyoruz haftalardır. Birbirinden tamamen farklı üç adamın belki de tek ortak noktası, o. Hepsinin o dönem âşık olduğu bir kadın… Bu hafta öğrendik ki Demiray’ın Sadri Hoca’nın odasında çıkardığı yangından sonra ortadan yok olmuş ve onu hem MKC hem de Barca aramış ama bulamamış. Bu bilgiyi alıp “Ahsen sayfası”nın en üstüne yazdım ben, çünkü karşımızda Asya ve Avrupa’nın en iyileri duruyor. Akıllarına koyduklarının ellerinden kaçması çok zor ama buna rağmen Ahsen’i bulamamışlar. Eeee, burada düz mantık der ki: Demek ki Ahsen ikisinden de iyi.

İkinci önemli bilgi, her üçü de Ahsen’in kendisine âşık olduğunu düşünüyor. Demiray’ı geçtim ama Barca ve MKC’nin bu noktada olmaları garip. Barca, Ahsen’le bir ilişkisi olduğunu söylüyor, MKC ise onun kendisine âşık olduğunda ısrarcı. Bu durumda yine düz mantık giriyor devreye: Demek ki Ahsen hepsinin böyle düşünmesini istedi ve ona göre davrandı.

İki çıkarımın vardığı tek bir sonuç var o da Ahsen geçmişin anahtarını pek çok noktadan elinde tutan kilit isim. Akıllı, muhtemelen oyuncu ve etkileyici bir kadın. Bu kadın, bunca zaman bütün aramalara rağmen bulunmamış da ortaya şimdi, kendi isteğiyle çıkıyorsa ve kalkıp emniyete ait bir yere kendi ayağı ile geliyorsa o zaman benim aklım; o, bizimkilerden üst bir pozisyonda olmalı diyor.

Ben baştan beri, onun Demiray’ın gidişinin yarattığı boşluğu dolduracağını düşünmüştüm. Henüz bu fikrimden de vazgeçmiş değilim ama en azından görünürde legal ve rütbeli biri çıkacak gibi. Zihnimdeki ikinci ihtimal de onun Sadri Hoca ile süren bir bağlantısı olduğu ve onun ölümünden dolayı ortaya çıkıp bir gizemi aydınlatacağı. Kafam iki şık arasında gidip geliyor ve Ahsen’i görmeden de seçim yapamayacağım, belli oldu.

Eğer Ahsen öykünün aksiyon kanadını hareketlendirecek bir noktadan dahil olduysa hikâyeye, başımın üstünde yeri var ama hem Barca’nın hem de MKC’nin “ilk aşk”ı olarak geldi ve buradan bir kafa karışıklığı yaratılması planlandıysa üzgünüm ama burası çıkmaz sokak.

Hazır lafı Ahsen’den açmışken söylemezsem olmaz. MKC’nin Barca’ya “İlk aşk unutulmaz. Diğerleri onu unutturmak için vardır.” sözü bende deprem etkisi yarattı. Bu sözü Barca söylese bir yere kadar anlarım ama geçen hafta “Ben kurdum, tek eşliyim!” diyen ve Yağmur’a deli divane âşık olan adamın ağzına yakışmadı. Hikâyeyi kaleme alanlar alınmasın, gücenmesin ama eğer bu nokta çok sağlam ve ikna edici bir dönüşle bağlanmazsa üzgünüm ama karakteri, kötü savurdunuz.  Ahsen’in ilk aşkı olduğunu söyleyen adamın ben Yağmur’a hâlâ derin bir aşk duyduğuna nasıl inanacağım ki? MKC mantığıyla bakınca Yağmur da Ahsen’i unutturmak üzere var o zaman. Peki hani kurttu, bizim MKC ne oldu onun tek eşliliğine? İhanet kime, bu durumda Ahsen’e mi Yağmur’a mı? Ya da fiziksel olarak birliktelik yaşanmayınca bunun adı “ihanet” olmuyor mu?

Barca “Ben iki defa âşık oldum, yürümedi” dedi. İlkinin Ahsen, ikincisinin karısı olduğunu da biliyoruz. Şu an Nilüfer’le yakınlaştığını ama henüz ona âşık olmadığını da görüyoruz. Bu durumda onun açıklamasını ben, kendi adıma kabul edilebilir buluyorum ama MKC eğer bunu sırf Barca’ya hava atmak için söylemediyse – ki o durumda bile itici bir ifade – büyük bir gaf yapmıştır, benim gözümde.

Barca, söyledikleriyle değil yaptığıyla şaşırttı beni bu hafta. Geçen bölümün sonunda evinin kapısına “kiralık” ilanını asınca onun hayatı adına bir karar verdiğini düşünmüştüm oysa sabah ilk iş gidip kâğıdı kapıdan sökerek henüz buna hazır olmadığının sinyalini verdi. Nilüfer ve Yağmur’un analizlerine sonuna kadar da hak verdim. Evet, Barca henüz suçluluk duygusundan kurtulamadığı için yeni bir adım atmak da ona kolay gelmiyor. Her sabah, yaşananlardan dolayı vicdan azabıyla gözünü açıyor ve henüz bunu aşma noktasında da değil ama Nilüfer’e kapılarını kapamadığını da onun için özel bir hediye aramasıyla hissettik. Her ne kadar o pikabın verildiğine şahit olamasak da ufak ama önemli bir adımdı bana kalırsa.

Yasemin geçen haftadan beri Nilüfer’i duygusal olarak zorluyor. Kadınsal bir sezgiyle onu bir tehlike olarak algılıyor ve bir şekilde o tehlikeye önlem alıyor. Yasemin’le arkadaşlığı ve onun için üzülmesi de Nilüfer’in tarafsız kalma konumunu bozuyor. Ne var ki olaya tamamen dıştan bakınca aslında bu Yasemin ve Barca’nın sorunuydu ve olayı çözecek olan da Barca’ydı. Nitekim de öyle oldu. Yasemin’in çocukça sevdasını fark edip sağlam bir hamleyle onu gerçekle yüzleştirdi, Barca. Keşke bu noktada olaya Nilüfer’i dâhil etmese ve keşke konuyu doğrudan Yasemin’le çözmüş olsaydı. “Ben seni, küçük kız kardeşim gibi görüyorum” mesajı iletmek doğru karar ama bunu yaparken Nilüfer’i buna tanık etmek ve Yasemin’de “Nilüfer, rakip” algısı oluşturmak da bence Nilüfer’e haksızlıktı. Yine de durumun daha da vahim bir hâl almadan netleşmesi iyi oldu, tabii Yasemin yeni bir çocukluk yaparak aklınca Nilüfer’den intikam almak gibi başka bir manasızlığa girişmezse. Daha önce de dile getirmiştim, Yasemin’de kötü kumaşı yok mümkünse bunu ona zorlamasak? İstiyorsa küssün tabi Nilüfer’e de mümkünse saha dışında bir köşede yapsın bunu. İnanın bana, buradan Barca – Nilüfer ilişkisine bir engelleyici çıkmaz, çatışma filan da doğmaz.

Feridun Barca, oğluyla “ateş kız”ın arasını yapmaya kesin kararlı. Bir yandan uygun zemini hazırlayarak öte yandan oğlunu karşısına alıp onu gerçekle yüzleştirerek tam saha pres uyguluyor. “Hayat, korkmak mıdır?” diye soran oğluna “Hayat, söz vermektir.” cevabını veren Baba Barca, bir yandan onu yeniden yaşamaya ikna etmeye öte yandan da burnunun dibindeki mutluluk şansını fark etmeye zorluyor. Çok sevdiği karısını kaybeden bu yaşlı adamın, hâlâ nefes almak için tek sebebi, oğlu. Oğlunu intikamın yakıcı ateşinden çekip aldığından beri de onu, yeni bir hayatın varlığına ikna etmeye adadı kendini. Bunu o kadar babacan, o kadar iyi ve o kadar yürekten yapıyor ki Barca gibi tam bir deli kanı Feridun Baba’dan başkası idare edemezdi, dedirtiyor bana her seferinde.

Feridun Barca sadece oğluna değil, onun etrafındaki herkese de aynı şefkati sunmaya hazır. Geçen bölüm kapısına gelen MKC’yi kucaklarken bu defa sıra minik MKC’deydi. Boşanma her çocuk gibi Kaan’ı da etkiliyor ve Feridun Baba çok haklı, olan ona / onlara oluyor. Yağmur ve MKC bugüne dek Kaan’ı boşanmanın olumsuz etkilerinden olabildiğince korumaya çalışmışlar ama bütün bilmişliğine, büyümüş de küçülmüşlüğüne karşın o bir çocuk… En ufak aksaklıkta bundan yoğun olarak etkilenmesi ve tepki geliştirmesi de çok normal. Anne ve babasının arasındaki soğukluğa da tepkisini babasının yanından kaçarak gösterdi. Açıkçası izlerken iyi ki MKC’nin yanından kaçtı, dedim. Eğer Yağmur’dan kaçmış olsaydı MKC’nin Yağmur’a diyeceklerini ve yapacaklarını düşündükçe içten içe durumdan zevk aldım, ne yalan söyleyeyim. Elinden uçanla kaçan kurtulmayan MKC, minik kopyasını göz göre göre kaybetti, işte! Yağmur, iyi bir anne olduğu gibi Barca çok haklı MKC de iyi bir baba ama buna rağmen bir anlık boşluk, bir küçük dalgınlık bu sonucu doğurabiliyor, maalesef. Allahtan Kaan, cin gibi de ortalığı daha fazla karıştırmadan soluğu Barcalarda aldı. Yalnız Feridun Babai, bak seni severim, babalığına da insanlığına da hiç sözüm yok ama gel gör ki çok ciddi sonuçlar doğurabilecek bir hata yapan Kaan’ı onaylamanı da yüreklendirmeni de sevmedim, yalan yok! Her ne kadar “bir defalık” desen de onu ürkütecek “kötü adam” masalı anlatsan da yine de bu kadar uyanık ve oyunbaz bir çocuğu cesaretlendirmeyeydin iyiydi. Tamam, Kaan çok sevimli kabul ediyorum. Üstelik derdi anne ve babasını bir araya getirmek ona da peki ama yine de gecenin bir vakti babasının yanından kaçmış üstelik de bunu bile isteye onları cezalandırmak için yapmış bu afacana “aferin” denir mi, kuzum ya? İstediği kadar “Bir kerelik kaçtım ama ben” şirinliği yapsın; bu, onun eline “Ben anne ve babamı dilediğim gibi parmağımda oynatırım, Feridun dede de bana yardım eder!” duygusu verir mi, vermez mi?

MKC ve Yağmur arasında ben baştan beri taraf olmadım. Zira Yağmur’u bütün yüreğimle anladım ve MKC gibi bir adama dayanmanın zorluğunu da görüyorum ama öte yandan MKC’nin yalnızlığı da yüreğimi burkuyor. Bütün o havalı, egolu yapının altında bambaşka bir adam yatıyor. Bu hafta öğrendik ki kolej yıllarında da “yalnız” bir adammış, o. Şimdi de Yağmur’dan darbe yedikçe kırılan kalbini tamir etmek için koşup gideceği bir dostu yok. Çareyi hep babası yerine koyacağı insanlarda arıyor. Muhtemelen babasını çocukken kaybetmenin getirdiği bir eksiklikle önce Feridun Barca’ya sonra Yükse Amir’e sığındı. Derdini anlatıp öğüt bekliyor. O öğütleri de sonuna kadar dinliyor ama huylu huyundan vazgeçmiyor işte. İş, uygulamaya geldiğine yine MKC, MKC’liğini yapıyor. Henüz farkında olmasa da onu en iyi tanıyan da en iyi anlayan da Barca ama onun yanında gerçek MKC’yi göz önüne çıkarmaktan korktuğu için olsa gerek onu dert ortağı seçmiyor bir türlü kendisine. Gerçi kendi hayatı allak bullak Barca’dan da ona ne kadar hayır gelir o da ayrı tartışma konusu, elbette. En azından bu bölüm birbirlerinin gözünü oymadan arada kaçamak “kardeşim” hitapları da kullanarak birlikte olmaya da birlikte çalışmaya da alışmaya başladılar.

Birlikte çalışmak deyince karşımıza Ekrem çıkıyor hâliyle. Henüz neyin nesi olduğu tam anlaşılmadı ve mahallesini teslim etse de kendi kaçmayı başardı. Eğer Ahsen’in gelişiyle olayların şekli değişmezse Ekrem bir süre daha bizimkileri meşgul edecek gibi duruyor.

Muhteşem İkili’nin ana janrı aksiyon aslında ancak baştan beri bu boyut iyi yansıtılmıyor bana göre. Çok fazla mantık hatası, kopukluk ve kurgu zaafiyeti var. Ekrem’le ilgili kısımlarda da açıkçası ben izlerken tatmin olmadım. Yine çok alelacele ve üstünkörü geçilmiş, sanki komedi ve romantizmin yanına süs yapılmıştı, aksiyon boyutu. Anlaşılan o ki biz, aksiyon görünümlü komedi izleyeceğiz. Bu cephede beklentimi düşürdüğümden ve komedi ayağı beni tatmin ettiğinden olsa gerek bu zaafın çok da üstünde durmayacağım şimdilik ama umarım Ahsen’in gelişi öykünün bu aksına sağlam bir hamle yaptırır diye de dua ediyorum.

Yazan, yöneten, canlandıran ve set gerisinde yükün büyüğünü omuzlayan herkesin emeklerine sağlık.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.