Yazan: Ayşe KUTLUHAN

Cenk’in Azra’ya nispet yapmak için Cansu’yu sevgilisi olarak tanıştırmasıyla kapatmıştık geçen haftaki bölümü. Cenk’in Çelen mirasının Azra’ya kaldığını öğrendiği andan itibaren tanıdığı ve inandığı Azra’yı unutup ona savaş açması, Azra’yı dipsiz bir kuyuya itmişti. Bir tarafta ailesini ayakta tutabilmek için kendisinden yardım isteyen Şeker teyzesi; diğer taraftaysa kalbinin duvarlarını yıkıp içine bir şekilde yer edinen, yaklaşık kırk gündür her elini uzattığında yanında olan Cenk vardı. Azra, Feride Hanım’ın isteğiyle girdiği oyunla daha fazla ne kadar ilerleyebileceğini sorgularken Cenk’in Cansu üzerinden kurduğu oyunun içinde buluverdi kendini. Azra da Cenk de bir nebze olsun farkındaydılar elbette birbirlerine hissettikleri duyguların ve birbirlerine nispet olsun diye yaptıkları bu davranışların. Can acıtmak pahasına Cansu’yu sevgilisi olarak Azra’yla tanıştıran Cenk, başarıya da ulaşmıştı elbette. Azra, Cenk’ten duyduğu her türlü hakareti onu haklı bulduğu için içine sindirse de Cansu’yu sevgilisi olarak tanıştırmasıyla kalbinden vurmuştu.

Yaşanılan onca şeye rağmen Mert’ten haber alıp apar topar giden Azra’nın ardından onu merak edip babaannesine arattıran, yine Azra ağladığında elini uzatıp tutmak isteyip de gururundan bir adım geride duran bir Cenk vardı ortada. Öfkesine yenik düşmeden azıcık kalbinin sesini dinleyebilse Cenk, ilk önce Azra’yı alıp karşısına usulünce bir sorardı babaannesiyle nerede ve nasıl tanıştığını. Belki o zaman gecenin bir yarısı onca emekle beraber yaptıkları çorbanın kimin için olduğunu, Azra’nın bahsettiği evdeki hasta misafirinin aslında kim olduğunu da öğrenmiş olurdu. Öfke çıkmaz bir sokak gibidir; ardına önüne bakmadan girdiğin sokağın sonunda, karşına çıkan yüksek duvarla beraber düşünmeden saptığın bir yol olduğunu fark edersin. Geri dönersin, ancak zaman kaybetmiş olursun. Cenk de öfkesine yenilip düşünmeden attığı bu adımla beraber gerçekleri öğrenip pişman olduğunda belki de hiçbir şeyi bıraktığı gibi bulmayacak. Birçok şeye de geç kalmış olacak.

Cenk’in Azra’ya olan öfkesi hiç kuşkusuz ki Cansu’ya beklediğini vermiş oldu. Cansu’nun da Cenk’ten bir farkı yoktu aslında. Onun ne yapmak istediğini gayet iyi biliyordu ancak her koşulda şansını denemek istedi. Ucunda daha da çok üzüleceğini bilmeden belki de bilip de görmezden gelerek. Aşkın Cansu’nun kalbine kötülüğü sokmamasını dilemiştim en başta. Çoğu yerde ikilemde de kalmıştım. Annesinin kötü davranışlarından şikâyetçi olurken Azra’ya karşı bir anda duvar oluverdi, Cansu. Azra’nın bir yabancı gibi elini uzatıp Cenk’in karşısında onunla tanışmasına hiç ses etmeden dünden razıymış gibi karşılık verdi. Peki, ne kadar bu gerçeği saklayabilirdi ki? Gerçeklerin gün yüzüne çıkması kaçınılmaz bir kuraldır. Azra ve Cansu’nun üvey kardeş olduğunu öğrenen Cenk, Azra’ya karşı aslında kardeşini kullanmış olmanın pişmanlığıyla boğuşurken bir taraftan da Azra’nın yaşadığı ve kendisinin de birebir şahit olduğu onca acı olayın içinde Cansu’nun da yer aldığını öğrenmesi onu ziyadesiyle sarsacaktır. Bu durumda Cansu’ya karşı ne kadar anlayışlı olabilir, tartışılır. Tabii ki Cenk’in bütün bu olaylara Azra cephesinden bakması için ilk önce Azra’ya olan öfkesini dindirmesi lazım.

Azra ve Cenk beraber çalışmaya başladıkları andan itibaren öfkelerinin yanı sıra tatlı zıtlaşmalarıyla da karşı karşıya geldiler. Azra’nın Cenk’e diklenmesi cabası… Görünen o ki mutfak sahneleri zamanla çok daha izlenilir hâle gelecek. Cenk’in öfkesi kalbindeki sevdayla harmanlandıkça daha da içinden çıkılmaz olacak. Azra’nın kızgınlıkla ‘’Tekrar sil!’’ deyişine karşılık Cenk’in ‘’Kolaysa sen sil, bıraktığın izleri.’’  diye çıkışması bunun en büyük örneği oldu.

Genel Notlarım:

  • Açılışımı Serap Çelen’le yapmak istiyorum: Bir anne ancak bu kadar sorumsuz olabilirdi çocuklarına karşı. Ancak bu kadar sadece onları düşündüğüne inanıyorken aslında zerre düşünmüyor olabilirdi. Cenk’in, Çelen iktidarını elline alması için çaba sarf ederken Melis’ten bihaber gezinip duruyordu ortalıkta. Onun için her şey itibar olsa gerek ki geri dönen alışveriş faturalarından başka bir şey düşünmeyip kızının şımarıklık edip ağladığını düşündü sadece. Onu Arda ile ilgilenmemekle suçlarken aslında Arda yüzünden ağladığından dahi bihaberdi. Dönüp bir sorsana be kadın! ‘’Kızım neyin var? Neden ağlıyorsun?’’ Genç bir kadın var karşında, annesiyle konuşamayacaksa kiminle konuşsun.
  • Kemal Bey’in ölümü benim için hep bir şüpheli vak’aydı açıkçası. İş konusunda tedbirsiz olmadığı daha önce de vurgulanmıştı. Bu bölüm bunu daha da gözümüze soktular. Mesut, Kemal’in canına kastedecek kadar kötü olabilir mi? Olabilir bence. Dosyanın yeniden açılmasına verdiği tepki de pek normal değildi zaten. İlerleyen bölümlerde bunu daha net göreceğiz sanırım.
  • Sumru ve Mert’in yaptığı kazayı Azra’nın öğrenmesi ve polise bildirmesi içimin yağlarını eritti. Açıkçası Mert ortaya çıktığında Sumru’ya ne olacağını kestiremiyorum. Zira suç ispatlanırsa ucu cezaevi… Ancak cezaevinde olan Sumru’nun kurguda önemi ne derece olur bilemedim… Öte yandan Çelen mirasının Azra’ya kaldığını öğrenen Sumru’nun yeni atağını bir hayli merak ediyorum açıkçası…
  • Tarık’ın Azra’ya olan hislerini öğrenen Azmi Bey, Azra üzerinde ne tür planlar kurdu, kestiremiyorum. Feride Hanım’ın hastalığını öğrenmesi, bunu Azra’ya söyleyip onu uyarması, Feride Hanım için nereye konulacak bunu da kestiremedim şuan için.
  • Bu bölüm Cenk’in kendinden ziyade kardeşlerini düşünmesini sevdim. Gecenin bir yarısı restoranda menü hazırlarken yarım bırakıp Melis’i almaya gitmesi, sarılıp derdini dinlemesi çok özeldi. Annesinin söylediklerini zerre duymayan Arda’yla konuşup onu ikna etmesi bir başka özeldi. Arda’nın âşık olduğunu dile getirmesi kalp ben. Ancak bu kadar duygu yüklü olunabilirdi. Ağabeyine aşkın sonsuz inanmak olduğunu bir ara anlat Ardacığım.
  • Mert’in Azra ile kavuşma rüyasına hiç değinmeyeceğim, zira kalbimi parçalayıp oracıkta bıraktım. Uyandıktan sonra Azra ve Sumru’yu istememesi, umutlarının tükendiğine işaret. Ah küçüğüm, içinde taşıdıkların yaşından büyük.
  • Kurguda takılıp kaldığım bir konu var: Cansu ve Cenk hatta Tarık bu kadar yakın üç arkadaşken neden Cansu’nun iki tane üvey kardeşi olduğunu bilmiyorlar. Neden Feride Hanım, Azra’yı sokağa atan üvey annenin Sumru olduğunu çözemiyor. Bunlar tanınmış aileler sonuçta.
  • Son olarak Cenk’e değinmek istiyorum biraz; esasında ‘’Kızgın mısın?’’ diye sorsanız, ‘’Oldukça kızgınım.’’ Cenk’in öfkesine kapılıp attığı adımları bilmemesine… Ancak Cenk bu; yaptığı her hata onun doğruya bir adım daha yaklaştıracak. Azra ile olan kavgası onun gerçeklerle yüzleşmesini ve kendisini bulmasını sağlayacak. Tıpkı dünkü bölümde Melis’e babaannesiyle ilgili söyledikleri gibi… Cenk de farkında, babaannesi kendi doğrularıyla hareket ediyordu; onlara göre yanlış da olsa.

Yazıma Azra’nın kalbinden hissederek yazdığım küçük bir paragrafla son vermek istiyorum. Zira Azra bu bölüm Mert’e bir adım yaklaşıp tekrar kaybettiğinde, Cenk’e her baktığında içinde hissettiklerinin buna benzer bir şeyler olduğunu düşünüyorum.

‘’En zor anlarımın adsız kahramanı, düştüğüm yerlerde tutunduğum ilk dalım… Sen; içimde sevdiğim, yanımda başımı yasladığım omzum, biraz ötede sesinde huzur bulduğum belki de tek güvendiğim… Dünkü hayal kırıklığım, bugün kalbimde hançerim… Şimdi yeniden gözlerime baksan, içimde dolup taşar ümitlerim…’’

Bölümde emeği geçen herkesin yüreğine sağlık. Bu bölüm yükselen reytingler herkesin yüzünü güldürdü. Darısı bir sonraki bölüme. Haftaya görüşmek üzere.

Sevgiler…

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.