Yazar: MORZERRECİKLER

Günler, haftaları; aksilikler birbirini kovaladı ve Elimi Bırakma, benim en çok ihmal etmek zorunda kaldığım yazılarımdan oldu ne yazık ki. Uzun zaman sonra yeniden kendimi yorumumun başında buldum. Ne mutlu bana ki, dolu dolu bir bölüme denk geldim. Şimdi daha fazla zaman kaybetmeden bölüm hakkında ki detaylara göz atmak istiyorum.

Bu hafta izlediklerimiz için; tüm karakterin sevgileriyle sınandığı bir bölümdü desem yanlış olmaz sanırım. Geçtiğimiz hafta Mert ve Azra’yı sevgileriyle sınanmıştı.  “İnsan, en çok sevdiklerine kırılır” sözünün tüm gerçeklikleri sanki Mert ile beden bulmuş. Ablasına beslediği sevginin derinliğini ve onunla beraber kurduğu hayalleri daha önceki bölümlerde görmüştük. Gördüğü rüyanın etkisi ve Sumru’nun dolduruşlarıyla Mert’in yaşadığı hayal kırıklığı çok kuvvetli olsa da ben Mert’in içindeki öfkenin bir nebze de olsa dindiğini hissettim, bu bölümde.

Evine, bildiği hayata dönmenin mutluluğu için de olan Mert, hayal dünyası ile beni bir kez daha derinden etkilemeyi başardı. Masaya çizdiği piyanoyla sanki müzik yapabiliyormuşçasına keyif alması çok ince bir detaydı. Tam bu noktada Sumru ve Mert’in ilişkisine biraz değinmek istiyorum. Sumru’nun yaptığı tüm yanlışlara rağmen, Mert’e kalbinde yer verdiğini ve onun Sumru için gerçekten kıymetli olduğuna inanıyorum. Mert, Sumru için sadece Azra’ya karşı kullandığını bir silah değil. Her ne kadar fevri bir karaktere sahip olsa da Mert’e karşı yaptığı hatalardan pişman olan bir yapısı var onun. Başta kızdığı piyano çizimine Mert tedirgin olunca kendi elleriyle kuyruk eklemesi de bunu kanıtlıyor  gerçekte. O, herkese karşı aldığı gardından Mert için taviz verebiliyor. Sumru’nun eski kocası da Mert’e karşı olan ilgi ve değeri fark etmiş olacak ki Fatma’yla  güçlerini birleştirmeye hazırlık yaparken çıktı bu defa karşımıza.

Fatma, tek başına Sumru’yla savaşacak güçte değildi belki ama artık eli çok daha kuvvetlendi. Belli ki bu ikili Sumru’nun iyice köşeye sıkışmasına ve bir yerde hata yapmasına sebep olacak. Kaldı ki Sumru’yu köşeye sıkıştıran tek unsur eski eş ve Fatma da değil. Bir taraftan Mesut ve Hülya, diğer taraftan Cansu’yu kaybetme korkusu var. Şimdi bir de Azra ve Çetin’in açacağı dava da bunlara eklendi. Sumru nereden bakarsan bak, kapana kısılmış durumda. Açıkçası bu zamana kadar zekâsıyla hep üste çıkmaya başaran Sumru’nun bu psikolojik savaşın altından nasıl kalkacağı merakımı fazlaca çekiyor. Ben, Sumru’nun sınırlarının ne kadar zorlanabileceğini ve bunun nelere sebep olabileceği kestiremiyorum.

Çetin’den tüm gerçekleri öğrenen Azra, soluğu Mesut’un kapısında almıştı ancak Mesut’un bir cinayet işleyecek ya da işletecek kadar ileri gidebileceğine inanmıyorum. Onun tek hatası yaptıklarını önce Hülya’dan daha sonra da Azra’dan saklaması ve inkâr etmesi. Bu işten illa bir suçlu çıkarılacaksa benim oklarım yeniden Sumru’ya döner. Hareketleriyle, gözlerindeki korkuyla Sumru, Mesut’tan daha tekinsiz tavırlar sergiliyor ve Mesut’tan daha çok cinayet sebebi var. Azra’ya söylediği gibi gerçekten duygu beslemiş bir kadın olsaydı bu şüphenin peşini bırakmaz, bırakın Mesut’a şantaj uygulamayı Azra’dan daha istekli olurdu dava açmaya ama o, bu konuda daima “kaçak dövüşüyor” ve bu işin altı kazınınca Sumru’ya ciddi bir pay çıkacak gibi görünüyor.

İtiraf etmeliyim ki bu hafta beni en çok etkileyen iki sahneden belki de en kuvvetlisi Hüsniye Teyzeye ait sahnelerdi. Feride Hanım ve Hüsniye Teyze arasındaki dostluk, herkesin imreneceği türden doğrusu. “Ahretlik” gibi ağır sorumluluk gerektiren bir sözle hitap etmişler yıllarca birbirlerine ve bu sorumluğun altından başarıyla kalkabilmişler.  Peki, neden sorumluluk gerektiren bir kelimedir ahretlik? İçinde sonsuz zaman kavramını barındırır. Sadece iyi günde değil, her zaman dost olabilmeyi, bir tek bu dünya da değil ahirette de bu dostluğun devam edeceğini sezdirir. Öyle herkese söylenemeyecek kadar da kıymetlidir. Feride Çelen ve Hüsniye Teyze de zamanında birbirlerinin elini sımsıkı tutmuş, birbirlerine tutunacak bir dal olabilmeyi başarabilmişler ve en önemlisi tuttukları o eli bir an olsun bırakmamışlar. Öyle ki bugün Hüsniye Teyze ölümü beklerken bile hâlâ birbirlerini düşünebilecek kadar dostlar. Feride Hanım, varını yoğunu ortaya koyarak ahretliğinin son istediğini, kızını ona vaktinde getirebilecek mi? Muamma ama bunun için tüm gayretiyle çabalayacağından hiç şüphem yok.

Dostunun bu dünyadan göçüp gitmesi, Şeker Teyze kadar belki de daha fazla küçük Ali’yi de etkileyecek gibi duruyor. İşte tam da bu nokta da Ali’nin annesinin önemi ikiye katlanıyor. Mert’e dua ettirecek kadar annesine ihtiyacı olan Ali’yi gerçekten zor bir süreç bekliyor. Aynı zamanda Ali, Mert konusunda yeni bir kapıyı daha açacak en büyük ipucunu ortaya koyarak Sumru’yu sıkıştıran unsurlar arasına da eklenmiş bulunuyor.

Diğer taraftan yaşadığı hayal kırıklığının ardından boşluğa düşen Melis, yeniden duygularıyla sınanacak bir oyunun içinde buluverdi bu bölüm kendini. Açıkçası izlerken Melis ve Kadir’in birbirine benzeyen yönleri olduğunu ve bu oyunun felaketle sonuçlanmayacağı izlenimini aldım. Kadir’in Melis hakkında söylediği “Sen çok hassas kalbe sahip bir kızsın.” sözü onun Melis’in kalbini kırmaya yeltenemeyeceğini düşündürdü bana. Kendi kardeşini de kalp kırıklığı yüzünden kaybettiğini düşünen bir ağabey, aynı hissi hiç suçu olmayan ve benzer özellikler taşıyan başka birine yaşatmaz diye düşünüyorum. Cenk’e olan öfkesi yüzünden Melis’i kullanmak için çıktığı bu yolun mağlubu, Kadir olacak gibi görünse de yine de net bir şeyler söylemek için erken. Bakalım zaman bu ikiliye neler getirecek?

Şu ana dek Azra ve Cenk’i ele almadım çünkü beni en etkileyen kısmı finale saklamak istedim. Azra’nın hayatını daha önceki yazılarımda uçup giden bir balon metaforuyla ele almıştım. Azra, o balonu yakalayamadı belki ama kovalamaktan da yorulmadı, pes etmedi. En sonunda kovaladığı balon, havası inerek yeryüzüne indi ve Azra’nın onu yeniden şişirme fırsatı oldu. Belki büyük bedeller ödedi, çok acı çekti ama Azra iyi insan olmaktan asla vazgeçmedi. Ansızın yardım için elini uzattığı Şeker Teyzesi, Azra’nın bu hayattaki en sağlam dayanağı oldu ve ona kocaman bir aile sundu. Cenk, Arda, mutfak ekibi ve daha niceleriyle Azra kocaman bir aileye sahip oldu. Öyle ki her biri Azra ve Mert’i bir araya getirmek için planlar yapıp eğlenecek kadar da yüce gönüllüydü.

Bu hafta Azra sadece Mert’in sevgisiyle sınanmadı. Buna bir de Tarık eklendi ve Azra, Tarık’ın zaten bildiklerini onun gözlerinin içine bakarak söyleyerek ilk gerçek seçimini de yapmış oldu. Mert’i bulduklarında evden ayrılacağına söz veren Azra’nın gitme korkusu ve mutfakta söylediği “Ben annenle senin aranda kalmak istemiyorum.” sözleri Cenk’in içine bir ateş düşürmüş olacak ki Cenk Azra’ya “Bizden vazgeçme” sözünü verdirdi. Belli ki bu ilişki Mert ve Cenk arasındaki bir tercihle tekrar sınanacak bu sözler de onun sinyalleri. İlerleyen haftalarda bizi çok hüzünlendirecek sahneler geliyor benden söylemesi.

Haftalar sonra yeniden yorumlamaya başladığım Elimi Bırakma için bu haftalık benden bu kadar. Haftaya yeniden görüşmek üzere. Keyifli okumalar.

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.