Yazar: Feyza ZENGİN 

“Sen bir insanın giyebileceği en ağır hükmü giydin, vicdan. Kovsan gitmez, ara vermez. Yarası asla kabuk bağlamaz. Dünyanın en vefalı hissi, vicdan, seni asla terk etmez.” diye tanımladı Ferman bize vicdanı. İnsanoğlu türlü çeşit duygu yaşar ama içlerinde en ağırı belki de vicdandır. Bazen hatalı bir müdahale, bazen öz evladına yetememiş olmak, bazen de çok basit bir komutu yerine getirememek ve sebep olduğu olaylar vicdan yüküne sebep olabilir. Keşke fiziksel bir acı ya da büyük bir ceza çeksek de o vicdan yükünü çekmesek diye düşünürüz.

Bu hafta, herkesin farklı vicdan yükleriyle boğuştuğunu izlerken anladık ki Ali’nin dünyasında işler bizim dünyamızdan biraz daha farklı yürüyor. Ali, hayatı tam olarak anlamıyor gibi. Düşünsenize müthiş hafızasıyla aklındaki anatomi haritasında bir kurşunun yolunu milim milim takip edip kanamanın kaynağını söyleyebiliyor ama silahlı bir adamın, ellerini yukarı kaldır ve cüzdanını çıkar komutunu yerine getiremiyor. Bizleri darmadağın edebilecek, çok travmatize olacağımız bir silahlı soygundan Ali hiç etkilenmeyebiliyor. Üstelik buna Adil Hoca gibi onu çocukluğundan beri oldukça yakından tanıyan birini bile inandıramıyor. Adil Hoca, dört koldan bu olayın Ali üzerindeki izlerini anlamaya çalıştı ama nafile. Travmaya dair en ufak bir iz bile bulamadı. Çünkü Ali olaylar arasında somut bağlantılar kurabiliyor sadece, ona göre soygunla ilgili etkilenecek bir durum yoktu ortada. Tüm bu çabalarıyla Adil Hoca alıştığımızın aksine oldukça duygusaldı bu bölüm.

Adil Hoca’nın duygusallığına karşın Ali’nin duygusuzluğunu izledik çünkü Ali’nin hayatında rastgele, yoruma dayalı davranışlar yok. Ali’ye göre her şey neden-sonuç ilişkisinde olmak zorunda. O nedenle market soygununda kızın vurulması ile kendi davranışı arasında bir ilişki kurmuyor. Psikoloğa da dediği gibi, olanlar oldu, artık bir şeyi değiştiremez. Keşke bizlerin hayatında da bu kabulleniş olabilse değiştiremeyeceklerimiz için kendimizi hırpalamasak. Ali’nin bu özelliği aslında bazı alanlarda onun için bir avantaja dönüşüyor. Nitekim Ferman da bundan başarıyla yararlandı. Onun duygusuzluğunu kullanarak soygunda yaralanan kızın ameliyatını Ali ile birlikte yaptı. İşine duygularını karıştırma kavramı Ali’nin dünyasında yok çünkü.

İşine duygularını karıştırmayan Ali duygu dünyasında yeni bir deneyim daha yaşadı. Bu yeni deneyime tam olarak vicdan azabı diyemeyiz ama Ali’nin hem yüzüne hem içine bir rahatsız duygu yerleşti. Bu duygusunu da aslında kendi kendine idrak etmedi. Çevresindekilerin söyledikleriyle kendini farklı düşünmeye zorlayarak fark etti. Bizler de ekran başında bir kez daha gördük ki sosyal ortamda bulunmak otizmli bir bireyin gelişimine çok olumlu katkılar sunuyor.

Tabi Ali sosyalleştikçe sosyal hayatın bazen masum bazen de masum olmayan öğesi yalan karşısına daha çok çıkar oldu. Ali’nin yalan söyleyemediğini, yalan sevmediğini biliyoruz. Hastaneye yeni başladığı zamanlarda, sorulan sorulara beyaz yalanla bile cevap vermeyi başaramıyordu. Bu hafta, Tanju onu köşeye sıkıştırdığında eyvah şimdi ne biliyorsa dökülecek galiba, dedim ama beni çok şaşırttı. Tanju’nun sorusuna yalanla cevap vermedi, politik davranmayı başardı. Onu Adil Hoca’ya yönlendirmeye çalıştı. Teknik olarak yalan söylemedi ama doğruyu da söylemedi. En son noktada, Tanju’nun yoğun baskısına dayanamayıp Nazlı’nın adını verdi. O pozisyonda kim olsa aynını yapardı. Tam olarak yalan söylememiş olsa da bu konuda epey yol almışa benziyor.

Ali her konuda iyi yol alıyor aslında. O çok iyi bir öğrenci. Ona her ne öğretiliyorsa kısa sürede öğrenip uygulamaya geçebiliyor. En hayran olduğum yönlerinden biri de bu. Kendisine hastanede çalışmaya başladığı ilk günden beri sosyal ilişkiler hakkında öğretilen kuralları birebir uyguluyor. Soygunda vurulan kızın ameliyat kararı hakkında Demir’le farklı fikirlere sahiplerdi. Ferman ise çok zorlanarak ve aklına yatmayarak Demir’in kararını seçti ve Demir haklı çıktı. Bunu fark eden Ali, bu durumdan epey etkilendi. Çünkü daha önce bir hasta hakkındaki yorumlarında hiç yanılmamıştı. Hatta o silahlı soygunda travmatize olmayan Ali, bu yanılgısıyla neredeyse travmatize oluyordu. Yine de ameliyatın sonunda nezaketle gidip meslektaşını tebrik etti. Ben de bir kez daha, sosyal ilişkilere bu kadar adapte gördüğüm için onunla gurur duydum.

Ali ne kadar iyi bir öğrenciyse Tanju da o kadar iyi bir öğretmen bence. Özellikle hekimliği ne kadar ciddiye aldığını ve Hipokrat yeminine ne kadar sadık olduğunu izledik bu hafta. Nazlı’yı ameliyathaneden çıkarmakta oldukça haklıydı. Çünkü Nazlı hekimlikle ilgili en temel ilkeye aykırı hareket etti. Tanju, Nazlı’daki bu yanlış tutumu daha acil servis odasında sezdi. Nazlı’ya “Sen mi karar veriyorsun kimin yaşayıp kimin öleceğine?” dedi. Ama Nazlı’yı durdurmadı bu, aralarındaki görüş ayrılığı ameliyathaneye de taşındı. Nazlı, bence son derece yanlış bir tavırla, üstelik hayati bir ameliyatın ortasında Tanju’ya çok hatalı sözler sarf etti. Haklılığını, haksızlığını geçtim. Bir asistan, bölüm başkanıyla konu ne olursa olsun böyle kafa tutar bir tavırda konuşamaz diye düşünüyorum. Tanju o kadar usta bir öğretici ki, Nazlı’yı ameliyathaneden çıkardığı gibi yaptığı güzel işe aferin demeyi de bildi. Başarıyla gerçekleştirdiği müdahaleden sonra onu onore etti. Bu hafta Tanju’nun hekimliği ve eğitmenliği göz doldurdu ama her güzelin bir kusuru olacak tabi. Tanju’nun bitmeyen başhekimlik hırsı da onun kusuru. Bu uğurda atılacak, Adil Hoca’yı ekarte edecek adımları atmaktan asla çekinmiyor.

Bazılarının ise atmaya çekindiği adımlar vardı. Geçmişini ve iç dünyasını etrafına sımsıkı kapatmış olan Nazlı da dışarıya doğru bir adım attı bu bölüm. Geçmişinde onu örseleyen, ailesi kaynaklı bir şeyler olduğunu seziyordum. Bunu hastaneden birileriyle paylaştığında öğreniriz diye umarken o, hiç tanımadığı, üstelik hayatını kurtarmak bile istemediği bir suçluyla paylaştı hikâyesini. Babasının alkol problemi nedeniyle oldukça sıkıntılı günler geçirdiğini ama yine de hayata tutunduğunu öyle güzel ifade etti ki. O konuşmada, Nazlı’nın iyimserliğiyle ve dışardan öyle görünmese de gücüyle epey bir zorluğu aştığını fark ettim. Bunları aşmış aşmasına ama başka noktalarda bence eksiklikleri var. İsyankâr ve söz dinlemez hâlleri zaman zaman başına iş açıyor. Şimdiye kadar bir şekilde yırtmış ama bir gün fena halde duvara çarpabilir bu tavırları nedeniyle.

Gelelim söylemeden geçemeyeceğim, içimde kalacağına yazayım dediğim noktalara. Ali’nin duygusal ve sosyal gelişiminin güzelce işlendiği senaryoda, Ali’nin göz kontağı kurmamak ve dokunmamak dışındaki otizmli davranışları biraz göz ardı ediliyor gibi geliyor bana. Son sahnede Ali “Bu biraz bana ağır geldi, kaldırabileceğimden emin değilim.” dedi. Bildiğim kadarıyla otizmli bireylerin böyle mecaz yüklü bir cümleyi kurması, dahası bunu duygu olarak hissetse bile böyle ifade etmesi pek mümkün değil. Ayrıca acil serviste ve havaalanında atak geçiren Ali’den, market soygununda çok daha acayip tepkiler bekledim, tam olarak ikna olmadım o sahnedeki tepkilerine. Hâl böyle olunca da senaryodaki boşluklar artıyor, detaylara özenilmiyormuş gibi geliyor, bana.

Detaylar hakkında takıldığım bir iki nokta daha var. Resmî ya da özel fark etmeksizin tüm hastanelerde uygulanan kurallar sanki bu hastanede uygulanmıyor. Tüm ekip acil müdahale ve önemli kararlar almak üzere hastanın odasında toplanmış, hastanın yanında hararetle konuşuyorlar fakat o da ne, hastanın erkek arkadaşı da odada. Üstelik iki kez yaşandı bu durum. Böyle bir acil durum oluştuğunda ilk olarak hasta yakını dışarı çıkarılmaz mı? Son olarak Tanju’nun hasta yakınına uzattığı Sağlık Bakanlığı kartı bana “Yok artık!” dedirtti. Böyle bir kartvizit var mıdır? Bir telefon numarası ya e-posta adresi olsa daha inandırıcı olmaz mıydı? Detaylarda fazlaca hata yapılmaya başlandığını hissediyorum, bu kalitedeki bir işe de bu özensizliği yakıştıramıyorum.

Bu hafta beni en çok güldüren sahne ile yazımı sonlandırayım. Hatır için çiğ tavuk yenir ya hani, Ali de Nazlı için, yapış yapış hissinden nefret ettiği kazandibini kaşık kaşık yedi. Ama nasıl yemek, Nazlı’ya bakan yüz ifadesine ayrı, kafasını çevirdiğindekine ayrı güldüm. Yine bana çok farklı duyguları bir arada yaşatan, bazen güldüren, bazen kızdıran, bazen de düşündüren bir bölümdü. Projeye emek veren, yazan, yöneten, oynayan herkesin emeğine sağlık. Haftaya önce ekran başında, sonra da Dizi’Sin’de buluşmak üzere.

 

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.