YAZAR:Şeyma BULUT

Çocuklar… Bana soracak olursanız bu dünyanın en masum varlıklarıdır. Onlar masum, saf, dünyanın anlamını çok da kavrayamayan insanlar olarak görülebilirler ama bence öyle değil. Masum ve saf kısmına sonuna kadar katılırım ama içinde yaşadığımız dünyayı en az bizim kadar kavrayabiliyorlar sadece kendilerine özgü bir lisanla ifade ettikleri için bence biz onları anlamıyoruz. Halbuki kendilerince yetişkinlere bir şeyler anlatır onlar hep ama bazen işte yaşımız büyüdüğü için mi yoksa hayatın karmaşasından gözlerimiz kör olduğu için mi bilmem bir türlü kulaklarımız duymaz, gözlerimiz görmez. Tıpkı Melek’in içinde biriktirdiği çığlıkları yetişkinlere duyuramaması gibi.

Melek yavaş yavaş tükeniyor, damla damla eriyor ve etrafındaki kimse onun bu sürüklendiği karanlık kuyuları göremiyor.

Melek çevresine  mutluluk oyunu oynuyor bir süredir. Bunu da gayet bilinçli bir şekilde yapıyor. Küçük Gediz’le konuşurken “Sen de gizli, gizli ağla ki seni sevenler ağladığını görüp üzülmesin” dedi. Bu aslında annesinden öğrendiği bir şey. Hatırlarsanız Nare de böyle yapardı. Ne kadar acı çekerse çeksin onu sevenler üzülmesin diye kendinden vazgeçer, yüzüne kondurduğu gülümsemeyle herkesi iyi olduğuna ikna etmeye çalışırdı. Şimdi bu davranışı olduğu gibi Melek’te görüyoruz. Annesini kaybeden bir çocuk olarak tüm varlığıyla babasına sarılmış vaziyette. Sancar’ın yanında sürekli gülüyor, oyunlar oynuyor ve babasını da oynadığı bu mutluluk oyununa ikna etti. Sancar bir türlü fark edemedi kızının nasıl üzgün ve perişan olduğunu. Zaten fark etmesi de çok zor çünkü her ne kadar Melek her şeyi olsa da o daha kızıyla yeni tanışan bir baba. Aradaki sekiz senelik boşluk, baba kızın birbirlerini anlamasını zorlaştırıyor.

Bu zorluk sadece Sancar için değil, Melek için de geçerli. Melek’in alışkın olduğu düzen artık yok. Yanında annesi varken tüm ilgi, alaka onun üzerindeydi. Nare tüm hayatını kızına adamış, her anını onunla geçiriyordu. Her şeyi evladıyla konuşuyor, her yolu onunla birlikte aşmaya çalışıyordu. Sancar bunu istese de yapamaz çünkü hayatındaki tek insan Melek değil. Evet, en önemli insan, kızı onun her şeyi ama Sancar’ın idare etmesi gereken bir şirketi, sahip çıkması gereken insanlar ve de büyük hızla karanlığa doğru giden bir Mavi var. Şimdi biz Mavi’nin ne önemi var diyebiliriz ama Sancar Efe’nin karakterinde, birini yarı yolda bırakmak yok ve o Mavi’ye bir söz verdi. Evet karşısındaki ondan böyle bir şey talep etmedi ama Sancar kendi içindeki duyguyla az da olsa başa çıkabilmek için bir şeyler yapmak istiyor ve bu hususta da en çok Mavi’nin yardıma ihtiyacı olduğunu gördüğü için o tarafa doğru yönelmesi kaçınılmaz oldu. Hal böyle olunca da ilgi bölünüyor ve Melek de bunu kabul etmek istemiyor; hele de babasını Mavi’nin yanında görmesi onun için bardağı taşıran son damla oldu. Zaten kendi içine kapandığı her anda Nare’yi özlerken babasını Mavi’nin yanında görünce dedesine “Beni anneme götür!” dedi. Bu da aslında bir nevi yardım çığlığıydı. Melek’in annesine ihtiyacı var çünkü yalnız kalmak istemiyor. Çevresindeki herkes üstüne titrese de aslında o kafasında bir karşılaştırma yapmaya başladı. Daha önce babası yoktu, annesi her anında onun yanındaydı, şimdi de annesi yok tam tersi, babasını yanında istiyor. Paylaşmaya hele hele yabancı biriyle bölüşmeye hiç niyeti yok ki bu yüzden koşa koşa Güven’e gitti. Melek, annesinin yanına döner mi bilmiyorum ama bu çocuk artık kırmızı alarm veriyor ve sanırım profesyonel olarak yardıma ihtiyacı var. Aksi halde içine girdiği buhrandan kolay, kolay çıkamayacak.

Melek’in geldiği hal ne kadar acıysa, Sancar’ın içine düşeceği yeni vicdan azabı da o kadar acı olacak. Şimdi her şey normal olsaydı, Sancar’ı çok net suçlardım. Kızını yalnız bıraktığını düşünür ağzıma geleni söylerdim ama hiçbir şey normal değil.Sancar da Melek gibi çok ağır bir dönemden geçiyor. Önce Nare’nin gidişi ardından can dostunun ölmesi ve onların ardında bıraktıklarıyla baş başa kalması Sancar için hiç kolay değil.Sancar Efe ne Gediz’i ne de Nare’yi kurtarabildi. Kendi içinde “ömrüm” dediği kadını affetmek istiyor ama bu sefer o kadar öfkeli değil ki affetsin. Hep diyorum ya içten içe biliyor aslında onun neden gittiğini, neden dayanamayacak hale geldiğini. Bu yüzden zaten hep şu kelam ağzında : “Ben onları koruyamadım.”

Daha bunların acısını içinden atamamışken Melek’in saçlarının dökülmesi, bir yabancının ona kızının içine düştüğü durumu anlatmasını kaldırmak Sancar için pek kolay olmayacak. Karakterini de az çok biliyoruz. Otomatik olarak kendini suçlamaya başlayacak ki bu durumda Melek çok ısrar ederse, kızı mutlu olsun diye onu annesine göndermeye bile ikna olabilir. Zaten son zamanlarda yaşadığı ortadayken, onu iyiden iyiye dibe çekecek çok daha çetin bir sınavla daha karşı karşıya kaldı.

Sancar içinde her geçen gün büyüyen ve ruhunu ele geçiren bir vicdan azabıyla yaşıyor. Sanırım artık eskisi gibi kaldıramıyor da.Zaten bu yüzden anlatmadı mı Mavi’ye her şeyi? Kalbini açtı, içindeki tüm acıyı dışa vurdu. Bu sadece bir yıllık bir rahatlama değil, bütün bir ömrün ağırlığını üzerinden atmak gibiydi aslında ki Sancar’ı daha bir rahatlamış görebildik. Kendi acısını anlatırken, karşısındaki insanın da büyük bir kederle boğuştuğunu görünce ona yardım etmek istedi. Madem ki kendi sevdiklerini büyük acılara kurban verdi bir başkasının başına gelmesine izin vermeyecekti ama pek de öyle olmayacak sanırım. Sancar kendince Mavi’ye yardım etmek isterken kendisinin de  en büyük destekçisi olacak gibi sanki. Kızını yeni kaybeden bir anne olarak Melek’in içine düştüğü buhranı görerek hemen olaya müdahale etti. Sancar’ın Mavi gibi durumu görmesinin ihtimali yok çünkü o anne değil. Kadınlar bu durumda daha ayrıntıcı olabilirler ki nitekim öyle de oldu. Bu hususta Sancar’ın en büyük destekçisi olacaktır. Mavi’nin Melek’in durumunu görmesi, o kendiyle savaşırken Sancar’ın ellerinden tutması bende böyle bir algı uyandırdı. Belki de Sancar’ın ruhunun artık birilerini kurtarmaya değil de kurtarılmaya ihtiyacı vardır.

Gelelim Mavi’ye… Her hafta onu daha iyi tanıdığımı ve sevdiğimi hissediyorum. Bir kere o öyle acılarının arkasına sığınıp, ağlayanlardan değil. Kos’a neden gitmek istediği hala muamma olsa da anladığım kadarıyla bugüne kadar her şeyi tek başına halletmiş, kendi ayakları üstünde duran bir kadın, o. Sancar’la paylaştıkları onca şeye rağmen yardım için ona gitmedi mesela. Kendince bir çözüm buldu ve uyguladı. Daha da hoşuma gidense yaptığı veya yaşadığı hiçbir şeyi kimseye sorgulatmaması oldu. Umarım hep böyle devam eder, ben onu böyle çok sevdim.

Tabii  ne kadar güçlü olsa da içinde taşıdığı evlat acısı onu zaman zaman hırpalıyor. Geçtiğimiz hafta onun Melek’le aynı yerde olmasının hiç kolay olmayacağını söylemiştim. Daha sekiz ay önce çocuğunu toprağa veren bir anne için aynı yaşlarda biriyle yan yana olmak çok ama çok zor olsa gerek. Melek’e her baktığında gözlerindeki kırıklığı ben ekranın öteki tarafından görebildim. O kısacık anlar içime işlerken sonrasında kendimi yine bir sinir harbinin içerisinde buldum.

Ehh, sizin de tahmin edeceğiniz gibi Halise konuşmaya başladı ve haliyle benim de sinirlerim tepeme çıktı. Kendi çocuklarının hayatına müdahale etmesini geçtim yine haddini çok aştı. Şimdi onun açısından baktığımızda çocuklarını korumaya çalışan bir anne diyebiliriz ama sizin de bildiğiniz gibi Halise’nin tek önceliği evlatları değil. O aile, konak, isim derken en yakınlarını gözünü kırpmadan ateşe atabiliyor. Şimdi de tehlike olarak Mavi’yi görmeye başladı. Daha önce Nare’ye de yaptıklarını bildiğimden Mavi için endişe duymaya başlamadım desem yalan olur. Evet Halise’ye çok güzel haddini bildirdi ama karşısındaki bunu anladı mı? Ben samimiyetle şüpheliyim. Umarım daha önce olduğu gibi yine çok ileri gitmeye kalkmaz diye umut etmek istiyorum.

Yazımı bitirmeden önce bahsetmek istediğim bir kaç konu var. Öncelikle Elvan, Bora ve Sancar İlişkisinden bahsetmek istiyorum. Bu hafta beni kahkahalarla güldürdüler. Sahneleri çok doğaldı. Özellikle Sancar ve Bora arasında sağlam bir çekişme yaşanacağının sinyallerini çok net aldım. Bu karakter dizide uzun zamandır hakim olan kasvetli havayı birden dağıttı ve müthiş bir renk kattı. Elvan başarısız bir evlilik yaptı. Eh o da becerememiş zamanında. Sancar delirecek olsa da ben hala bu iki renkli kişilikten harika bir gökkuşağı olacağına inanıyorum. Ayrıca Bora karakterini de bana daha ilk andan sevdiren çok sevgili Ferit Aktuğ’a da hoşgeldin demek istiyorum.

Bir merhaba bir hoşçakal…Sefirin Kızı’nda bir karaktere daha veda ettik. İlk geldiği andan beri kötü olmasına rağmen çok sevdiğim Kahraman Boz’a veda etmenin hüznünü yaşadım. Kahraman da hayatın adil davranmadığı, bir kazayla hayatı değişen bir adamdı. O elim olaydan itibaren de tüm ömrü intikam hırsıyla, öfkeyle geçti. O içeriden öfkelendikçe sağdıçlara olan kini arttı ama hayatın sistemi çok farklıdır. Ondan iki can alınmıştı. Tüm hayatını mahveden, onun her geçen gün daha da deli ve de kötü biri olmasına sebep olan bir acıydı bu. Yaşayan bilir, birini kaybetmek insanı içten içe öldüren bir acıdır. Hele ki bu kaybedilen kişi aşık olduğunuz, sevdiğiniz insansa ardında sadece büyük bir boşluk bırakır. Kahraman’sa sadece sevdiğini değil, daha doğmamış bebeğini de kaybetti. Hayat işte…Bir yerden aldığını, diğer taraftan insana bazen geri verebilir. Kahraman çok sevdiği iki insana veda etti ama kader ona kaybettiklerinin yerini doldurabileceği yeni bir hayat bahşetti. Böylelikle onun da hikayesi tamamlandı ve bu diyarı terk etti.

Kahraman yer yer beni delirtse de yine de seviyordum. Ona büyük bir başarıyla hayat veren Bülent Şakrak’a da ayrıca çok teşekkürler. Bu karakterin her bir anını, zerresini öyle başarıyla taşıdı ki ekrana izlerken büyük bir keyif aldım. İyi ki yollarımız kesişmiş kendisiyle, bundan sonraki kariyerinde başarılar diliyorum.

Bu hafta son olarak bahsetmek istediğim bir husus var: O da Sefirin Kızı’nın aşırı durağan bir hal alması. Dizi çok ağır bir dönemden geçti evet ama hala hikayenin üzerine kurulduğu mesele eskisinden daha iyi değil. Evet bir dizide ana çatışma ortadan kaldırılıp, yerine bir başka çatışma kurulabilir fakat bunun en önemli şartı şudur: Yeni kurulan çatışma ya eskisinden iyi olacak ya da eşdeğer olacak. Ne yazık ki Sefirin Kızı bu iki durumdan da fazlasıyla uzak.Umarım bu sorun senaristlerce en yakın zamanda çözülebilir.

Yazıma burada son veriyorum, haftaya görüşmek üzere.

Sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Benzer Yazılar

Bir Yorum Yazarak Siz de Katkı Sağlayın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

2 Comments